Adına hayat dediğimiz büyük bir yanılsamayı yegane gerçek sayan, toplumun her bir bireyi ölesiye inandırdığı bir düzene ayak uyduran insanlarız.
Sahip olduğumuz her şeyin kısacık bir andan sonra nasıl elimizden yitip gideceğini bilen ama reddetmeyi seçen insanlarız.
Kanımızı kabartan en karşı konulmaz arzularımızla, kanımızı donduran o nefes kesen korku hissi aynı şey iken. Öfkemiz ve dinginliğimiz.. Bağışlayıcılık ve erdem.. Aşk ve nefret.. Hepsi tamamen aynı şeyler olmasına karşın yine farklı hissetmemize sebep olan bir ilüzyon karşısında büyülenmiş biyolojik bir tür olmaktan başka hiçbir şey değiliz.
Sonunun olmadığını bile bile yine de anlamsız her şeye anlam yüklemekle derindeki acılarını bastırmaya çalışan. Hiç bilmediği bir şeye taparken, hiç bilmediği başka bir şeye düşman olan. Hiç tanımadığı bir insana yardım etme isteğiyle coşarken, öte yandan hiç tanımadığı bir insanı etlerini parçalayarak öldürme istediğinde bulunan bir çelişkiden ibaretiz.
Tamamen algısal tecrübelerimiz nihayetinde her birimiz kendi gerçekliğinden o kadar emin, özel bir canlı olduğundan o kadar şüphesiz ki.
Daha fazlası olma yolunda gösterdiğimiz çabalarla yaşlanmış ve dürtülerden ibaret bir beden olduğunu sürekli inkar etmekten yorulmuş zihinlerle hepimiz birer kuklayız.
Er ya da geç ipler kesildiğinde bütün kuklalar yere serilecek. Mutlak hissizlik karşısında duyulan korkunun yerini yok olmuş bir benlik alacak.
Thearthur
Otobüsleri icat eden atalara minnet duymak yerine, kentleri bu kadar büyük yapan sisteme sövmüşüm.
"Bütün büyüklüklerine inat, bu sefer de nankörlük sende kalsın!" demiş içimden bir ses.
İki durak önce inmişim.
Gitmek için sebep hep vardır. Bizler insanız.
Yeryüzünün gördüğü en karmaşık, en donanımlı canlılarınız. İnanılmaz derecede yüksek zihinsel fonksiyonlarımız, eğitilmez bir kinimiz, bükülmez bir kibrimiz, dinmez bir öfkemiz, yönetemediğimiz şehvetimiz, kendimizin dahi inandığı yalanlarımız, sınırsız bir hırsımız, doymak bilmeyen bir yanımız var.
Bunların tam tersi olarak en iyi olduğumuz yanlarımızı da sayabiliriz ama bana kalırsa onlar da kutsal kibrimizin onursal birer parçasıdır sadece.
En karşılıksız hislerle, en masum tavrınızla sevdiğiniz o kedi yok mu? Bir hafta kafayı yesin, evinizin her yerine, yatağınıza dışkılasın, perdelerinizi yırtıp, doğasında hep var olan vahşilikle etinizi ısırsın, her fırsatta pençesini yüzünüze geçirsin; o zaman kendi içinizdeki gerçek insanı görürsünüz kıymetli türdeşlerim.
Bu biraz girift oldu ya neyse.
Demem o ki gitmek isteyen için sebep çoktur.
"Mükemmelliğe, yazıya eklenecek hiçbir şey kalmadığında değil, yazıdan çıkarılacak hiçbir kelime kalmadığında ulaşılır." demiş Antoine de Saint-Exupéry
Yukarıda alıntıladığım sözü ile bizdeki "Dediğimi yap, yaptığımı yapma" deyiminin karşıtı bir duruş sergilemiş yazarımız ve mükemmelliğe gitmenin yöntemini söylerken, söylediği şeyi de önce kendisi uygulamış.
Küçük Prens'in (Le Petit Prince) kendisini çok seven biricik çiçeğinin arzularının peşinden git demesiyle başlayan macerasında olaylara hep başka açıdan bakmayı öğreneceksiniz. Mesela bir kralın, krallığını önemli kılan şey, onun emrindeki insanlardır. Gezegenler arasında seyehat eden ve bir bilgenin tavsiyesi ile insanları tanımak için Dünya' ya gelen Küçük Prens sayesinde bir yılan ya da bir tilki tarafından, yaşadığımız bu gezegenin nasıl algılandığını düşünmeye başlayacaksınız.
Şu varlık dünyasında bazı kişileri diğer kişilerin önüne geçiren şey nedir? Herkes etten, kemikten, kandan ibaretken ve her çiçeğin kökleri, gövdesi, yaprakları varken; neden bir kişi en sevdiğiniz insan oluyor ve neden balkonunuzda, bir saksıda dikili çiçek, diğer bütün çiçeklerden daha güzel görünüyor size? Bu soruların cevabını da, avcıların bazen keyiften, bazen de köleleştirip, sömürdükleri tavukları yemesin diye öldürmek istediği bir tilkiden öğreneceksiniz.
Sevmek, emek vermektir. Sevmek, ayrıcalıklı kılmaktır.
Bazen de sevmek, ne kadar seversek sevelim, sevilenin kararına saygı gösterip, gitmesine karşı gelmemektir.
Çünkü gerçekten sevdiyseniz beş yüz milyon yıldız sizin sevgi dolu bakışlarınızla herkesten başka parlayacaktır size.
Küçük Prens ayrılmadan önce pilota şöyle dedi: “Yıldızlardan birinde ben yaşıyor olacağım… Ben gülüyor olacağım bir tanesinde.. Ve geceleyin gökyüzüne baktığında, bütün yıldızlar gülüyor gibi olacak…”
İşte böyle