Söz gelişi bir umacı değilim ben,
bir törensel korkuluk da değilim,
-üstelik bugüne değin, erdemli diye
saygı duyulan insan türüne
aykırı bir yaradılıştayım.
Söz aramızda gururumu kabartan da
bu durum olsa gerek.
Bilge Dionysos’un çömeziyim ben,
bir ermiş olmaktansa bir satir olmak
yeğdir benim için.
Bazı yazı okunsun yeter.
Bazı yazı, apaçık,
insansever bir tutum içinde,
bu aykırılığı sergilemekten başka
insanlığı “düzeltmek”,
verebileceğim son söz olurdu sanırım.
Oğuz Atay’ın (1934-1977) önemli eserlerinden biri olan Tehlikeli Oyunlar 1973 yılında yazılır. Yazıldığı dönemle ilgili çeşitli ipuçları barındıran eser, oyun içinde oyun tekniği, iç içe geçmiş zaman anlayışıyla ve de anlatı katmanlarındaki çeşitliliğiyle göze çarpar. Eserde okuyucuya farklı oyunlar oynayan anlatıcı, büyük bir karmaşa yaratır.
Var olan tek sır, bir sır olduğunu düşünen insanların olmasıdır’ diyerek başlar yazar önsöze, 675 sayfa boyunca bir sırrın peşindeymiş gibi okuru sürüklemesinin de önsözüdür aynı zamanda.