"Ee, anlat bakalım amca. Yalnız çay içmekle olmaz. Yalnızca çay neye yarar? Şöyle tepeden tırnağa ısınmak için bir de iyi arkadaşın olmalı yanında. Böyle düşünürüm ben. İyi arkadaş da nerede bu zamanda, diyeceksin... Yol uğraklarında hep dostlar karşılar insanı. Bu sözümü unutma. Çünkü insanlar bir çay içimlik sürede birbirlerinin gözünü oyacak kadar kötü değildir bana sorarsan. Herkesin az buçuk iyilik kalmıştır yüreğinin bir yanında. Onu da işte böyle tenha kahvelere, ıssız yollara saklarlar."
Belki de sevinmesi gerekiyordu. Ama Mehmet'le birlikte olmaları ne getirmişti? Bundan sonra birbirlerini aramayacaklardı bile. İki gün, ikisi de kendilerini, kendi üzüntülerini, kendi sevinçlerini yaşamışlar, kendilerini anlatıp durmuşlardı. Birbirlerine ellerini bile uzatamamışlardı.
"Biz de önceleri öyleydik. Hoş bir heyecan duyuyorduk. Atıp tutmak, kinimizi ortaya koymak, birer varlık olduğumuzun bilincine ermek, belirsiz bir gelecekte olacakları düşünmek... Ama o gün geldiğinde... Gelecek, hep geriye atılıp duran bir zaman değildir. Bir gün çıkar gelir; o hoş heyecanı da duymaz oluruz artık. Heyecandan çok, korku veren bir sorumluluk yüklenmiştir omuzlarına. Uzaktayken tüm ayrıntılarıyla bir bütün olarak gördüğün şey, burnunun dibine gelince belirsizleşir, dağılır. Bilmediğin, hesaplayamadığın onca şey karşısında yanılmamak için ancak soğukkanlı olmak gerekir."