2. Dünya savaşından sonra insanlarda oluşan "ben" kavramını öne çıkarma durumundan nasibini almış yazarlarımızdan birisi de Tezer Özlü 'dür. Kitabı okurken birçok kez o zaman tabu olan-ve maalesef halen tabu durumunda olan- cinsellik kavramı üzerinde sık sık durulmuştur. Cinsellik kavramını sadece bu kitapta değil Çocukluğun Soğuk Geceleri gibi kitaplarda da üzerine durulan, betimlemeler yazılan bir kavram.
Tezer Özlü sürekli gitmek ister, kaçmak ister. Özellikle İstanbul'dan kaçmak ister. Ama nereye giderse gitsin İstanbul'dan bir parça bulur. Gerek Türk işçiler gerek buğday tarlaları her şeyiyle Türkiye'yi ve İstanbul'u hatırlar Tezer Özlü .
Kitap hakkında şikayetçi olduğum tek şey bir süreden sonra kelime tekrarlarının bayması. Kitabın sonuna doğru tekrarlanan kelimelerin olduğu cümleleri geçtim. Çok fazla tekrar edilmesi bende kabak tadı verdi. Ama onun dışında bir sorun görmedim kitapta. Zaten Tezer Özlü benim en sevdiğim kadın yazar. Yaşamın Ucuna Yolculuk kitabı da en sevdiğim kitapları içerinde derece yapar. Hepinize iyi okumalar dilerim.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Sabahattin Ali Sabahattin Ali'den okuduğum ilk kitap. Evet Türkiye'nin belli ki en ünlü yazarlarından biri olan bu adamı ben yeni okudum. Aslında aklımda okumak yoktu ama mevcudu olduğum okuma kulübünde değerli edebiyat hocam bu kitabı okumamızı istedi. Kitabı okumayı uzun süre erteledim ve toplantının yapılmasından 5 gün önce okumaya başladım.
Kitap üslup olarak beni bazı yerlerde yordu. Bir paragrafı bile mola vererek okuduğumu fark edince kitabın sesli kitabını aradım ve nitekim Youtube'da tamamını buldum. Ama bundan kitabın hepsini sesli kitaptan dinlediğim anlaşılmasın. İş yaparken, canım kitaba göz atmak istediğinde ama kitabı okumaya üşendiğinde, dışarı yürürken... Bu gibi anlarda sesli kitaba başvurdum ve gayet güzeldi. Kitaptaki karakterlerin sesini kendi hayal ettiğim gibi değil başkasının hayal ettiği gibi duymak çokta kötü bir şey değilmiş.
Kitabın konusu aslında pek açık bir konu değil çünkü bu ''şeytanın'' nasıl olduğu öznel bir yargıdır. Ama bu ''şeytanın'' nasıl oluştuğu ise açıktır. Toplumda bazı yargılar kesindir. Mesela kadın kibar, uysal erkekse sözünü geçirebilen olmalıdır. Bu yargıların kitabı nasıl etki ettiğini görebiliyoruz. Macide, ortaokuldayken Bedri ile yaşadığı olayı yaşamasa bu konuşkan, birisine bağlı hissetmeyen birisi olacaktı. Ya da Ömer çevresinden bu kadar etkilenmese, ''şeytanı'' dingildeyebilse kitap bambaşka olucaktı.
Kitapta konuşmak istediğim karakter aslında Ömer. Ömer'e kızgınım. Çok kızgınım. Ömer kadar ezik bir erkek karakterler çok az bulunur. Kitap boyunca ne yaparsa yapsın ''içimdeki şeytan böyle içimdeki şeytan şöyle'' diye diye hem kendi hayatını rezil etti hem çevresindekileri mahvetti. Cidden kitabın sonuna doğru Ömer'e acısam da çok sinirlendim hatta içimden '' Macide boşan arkandayım'' lafı bile