Bu eser, yalnızca bir karakterin trajedisini anlatmıyor; aynı zamanda insanın toplumla kurmaya çalıştığı kırılgan bağın ne kadar kolay kopabileceğini de gösteriyor.
Okumaya başlamadan önce yazarını merakla araştırdığım bir kitap oldu ve kesinlikle yazarın biyografisi hafife alınmamalı çünkü karakterden çoğu izi aslında yazarın hayatında bulabiliyorsunuz.
Kitabı okurken en çok dikkatimi çeken şey, anlatımın neredeyse rahatsız edecek kadar dürüst olmasıydı . Yozo kendini tüm negatif yönleriyle ,çıplaklığıyla bize yansıtıyordu, kitabın bazı kitleler tarafından beğenilmemesinin bir sebebi de bu diye düşünüyorum. Sanki toplumdan kopmuş bir insanın iç dünyasına doğrudan bakıyormuşuz gibi bir his veriyor. Yozo’nun yaşadığı yabancılaşma, yalnızca onun hikâyesi olmaktan çıkıp insanın kendi içindeki kırılganlıkları da görünür kılıyor. Karakterimiz insanlardan bı o kadar korkup kaçan ama kendini yine en iyi hissettiği yerinde yine insanların yanı olması da içimizdeki derin çelişkilerden birisiydi .
Baba karakteri , tanrı korkusu , kendini ait hissedebilmek için girdiği örgüt, hayır diyememesi ne tarafa çekilirse o tarafa gitmesi , hatta muhtemelen çocukken maruz kaldığı tecavüz ve bunun hakkında asla konuşamaması (bana satır aralarında bıraktığı izlenim bu yönde) gibi kitapta verilen mesajlar her insanın kendinden ufacıkta olsa bir şeyler bulabilmesine vesile olduğu için açıkçası daha okunur hale geliyor
Ama kitabın herkese aynı şekilde hitap etmeyeceğini düşünüyorum. Çünkü bu eser, olaylardan çok duygularla ilerliyor. Okurun ruh hali, kitabın bıraktığı etkiyi büyük ölçüde değiştirebilir. Belki de bazı insanların kitabı çok derinden sevmesinin, bazılarının ise bu etkiyi tam olarak anlayamamasının nedeni tam olarak bu.
Benim için bu kitap, insanın bazen toplum içinde yaşarken