ortaçağı atlatılmış bir maddi kriz dönemi saymaya yatkınızdır. cep telefonu, bilgisayar, elektrikli aydınlatma sistemleri ve ev aletleri.. yokken ha kral olmuşsun ha köle ne farkeder? ortaçağın tescilli geçiciliği karşısında cep telefonlarının kalıcılığı bizim çağcıl güvenlik hissimizin kaynağını teşkil eder. ayaklarımızı yerden kesebilmek için ürettiğimiz arabalar, bize adım atacak yer bırakmadığında mars'a göç edeceğiz ne de olsa.
robotlar tarafından kullanılan robot yüklü tır’lar-da şanlı yurdunun bayrağının dalgalandığını görüp heyecanlanan saygın vergi mükellefleri, herdaim haklı müşteriler ve/yahut bireysel kılık kıyafet devrimi yapmış narsi-sist züppelerle dolu bir gezegende yaşamak; sürekli ve aralıksız olarak bize eşlik eden ve eli kalem tutan meleklerin arasında bulunmaktan daha çok işimize gelir, hoşumuza gider. karton politikacıların, kukla sanatçıların, kurmalı öğretmenlerin, oyuncak tamircisi doktorların, kuş dili konuşan hukukçuların ve numaralandırılmış işçilerin; sosyal hiyerarşik yapı dahilinde sergiledikleri göz kamaştırıcı dayanışma avuntusu içinde, vicdanlarından geriye kalan son kırıntıları da ithal yetim kanlarıyla ıslatarak yumuşattıkları modern dünya karşısında, su tabancası
işlevi gören ve haklı nedenleri olan bir küçümseme, hattâ [neden olmasın?] bir terkedip gitme eylemi işe yarar mı acaba? belki.
jelleşmiş beyninde binlerce zehirli kıymık taşıyan biz şehirliler, yerli-yerleşik [‘yerli yerinde’ demiyorum] olana bayılırız; ah, bir de kazanılmış atalete yani tatile. militanca bir hırsla dünyaya kazık çakmaya uğraşırken mars’taki sessizlik kulağımıza hoş gelir ve uzaydaki çıkarlarımızı hesaplarken bilgisayar yardımına başvururuz. tevafuktan kaçarken
felakete toslayacağımızı aklımıza getirmediğimiz için eşyaya uygunsuz sıfatlar yakıştırarak frapan imajlar oluşturur ve bu arada kendi görüntümüzün silikleşmesine göz yumarız. sağlam, kalıcı ve başedilmez görünsün için ‘gayrimenkul' deriz, pasta gibi dilimlenmiş arazilere, pasta gibi kat kat yapılmış ve artık gök cismine benzeyen binalara. teknolojik kesinliklere[!] tam teslimiyetin doğurduğu ‘tabii' boşlukta sallanırken, ölümcül bir münasebetsizlikle azrail’i ve onun etkinliğini inkara ya da itfaya yeltenişimizin bilançosunu uzmanlara imzalatırız.