"azizim sinclair," dedi ağır ağır konuşarak, "senin hoşuna gitmeyen şeyler söylemek değildi niyetim. hem şimdi ne diye şu kadehleri boşalttığını ikimizin de bildiği yok. ama sende senin yaşamını oluşturan o biliyor bunu. içimizde her şeyi bilen, her şeyi isteyen, her şeyi bizim kendimizden daha iyi yapan birininin bulunduğunu bilmek ne iyi!"
düşler vardır hani, prensese götüren yolda batağa, pislikten geçilmeyen leş kokulu sokakların çamuruna, çirkefliğine gömülüp kalır insan, benim de işte böyleydi durumum. bana pek hoş olduğu söylenemeyecek böyle bir yol izleyip yalnızlık çekmek, kendimle çocukluğumun arasında kapalı bir cennet kapısını yerleştirmek düşmüştü; kapının önünde acımasız bir görkem içinde bekçiler dikiliyordu. bir başlangıçtı bu, kendime kavuşma özleminin gözlerini içimde açmasıydı.
pislikler, sıvışkanlıklar, kırılıp dökülmüş bira bardakları ve alay dolu boşboğazlıklarla geçirilmiş gecelerin gerisinden kendime bakıyordum, düş gören büyülenmiş biriydim, iğrenç ve pis bir yol izleyip tedirginlikler ve acılar içinde sürünerek ilerlemeye çalışıyordum.
yaptıklarım yapmam gereken şeylerdi; çünkü başka türlü nasıl davranacağımı bilemiyordum. uzun süreli yalnızlıklardan, beni sürekli bir gerilim içinde tutan o bir sürü ince, utanç dolu, içtenlikli duygulardan, ikide bir kafama üşüşen o narin sevgi düşüncelerinden korkuyordum.