[̲̅t̲̅a̲̅m̲̅e̲̅r̲̅] ☾

[̲̅t̲̅a̲̅m̲̅e̲̅r̲̅] ☾
@tigereader
ENTJ-A
ᴇɴɢɪɴᴇᴇʀ ϟ ᴛᴇᴀᴄʜᴇʀ
ѕαмѕυɴ
14 Mayıs
770 okur puanı
Haziran 2018 tarihinde katıldı
10/10
·705 syf.·
2025 176. kitabı
Tiziano Terzani’nin Atlıkarıncada Bir Tur Daha kitabını okurken, aslında bir “hastalık güncesi”nin çok ötesinde bir metinle karşılaşıyoruz. Yazar, kanser teşhisiyle yüzleştiğinde yalnızca tedavi yollarını aramıyor; aynı zamanda hayatın özüne dair soruların peşine düşüyor. Bu yönüyle kitap, sıradan bir otobiyografi değil, insana kendi yaşamına ayna tutan bir yolculuk anlatısı. Beni en çok etkileyen nokta, Terzani’nin ölümü düşman olarak değil, öğretmen olarak görmeye başlaması. Hepimizin zihninde ölüm korkutucu bir son olarak durur; oysa Terzani, bu korkuyu bir farkındalığa dönüştürüyor. Okurken ister istemez kendime şu soruyu sordum: “Benim başıma gelse nasıl karşılarım? Hayatıma hangi gözle bakarım?” Kitap bu açıdan insanı rahatsız edici derecede dürüst sorularla yüzleştiriyor. Yazarın Hindistan, Nepal, Tayland ve Tibet’e yaptığı yolculuklar da ayrı bir zenginlik katıyor. Batı tıbbının sınırlarını kabul ederken, Doğu’nun bilgeliğine kulak veriyor. Bir şifacının, bir keşişin ya da bir sıradan insanın sözleri, bazen bir doktordan daha etkili bir reçete haline geliyor. Özellikle Doğu öğretilerine ilgisi olanlar için kitap tam bir hazine. Dil açısından ise Terzani ne gösteriş peşinde ne de süslü ifadelerin ardında. Çok yalın ama çok içten bir anlatım var. Bazen yolculuk tasvirleriyle büyüleniyorsunuz, bazen bir cümlede durup uzun uzun düşünüyorsunuz. Sanki sizinle oturmuş, kendi hikâyesini paylaşan bilge bir dost gibi. Son sayfaları okuduğumda hissettiğim şey şuydu: Bu kitap aslında ölüm üzerine değil, yaşamak üzerine. Çünkü ölümle barışmayı öğrenmek, yaşamın değerini kavramanın en sahici yolu. Terzani’nin dediği gibi, hayat bir atlıkarınca; ne kadar süreceğini bilmiyoruz, ama bize düşen şey her turu farkındalıkla yaşamak. Kendi yorumumla şunu söyleyebilirim: Bu
Edebiyat
Atlıkarıncada Bir Tur DahaTiziano Terzani · Pan Yayıncılık · 2013168 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
10/10
·536 syf.·
2025 165. kitabı
Bazı kitaplar vardır; bittiğinde kapağını kapatamazsınız. Eliniz havada asılı kalır, gözünüz son cümleye takılır ve ruhunuz, az önce okuduğunuz o satırların arasında bir yerlerde gezinmeye devam eder. Nazan Bekiroğlu’nun Nar Ağacı, benim için tam olarak böyle bir "his" oldu. Bu bir roman değil; bu, ilmek ilmek sökülüp yeniden, sabırla işlenmiş bir kader haritası. Nar Ağacı, her şeyden önce bir kök arayışı. Trabzon'dan Tebriz'e, Tiflis'ten Bakü'ye ve nihayetinde İstanbul'a uzanan, bir asırlık bir sevdanın, bir göçün ve büyük bir savaşın ortasında kalanların hikâyesi bu. Ama Nazan Bekiroğlu bunu o kadar "büyülü" bir dille yapıyor ki, siz sayfaları çevirmiyor, adeta bir hafıza sandığının içindeki tülbentlere sinmiş kokuları içinize çekiyorsunuz. Kitabın merkezinde Settarhan ve Zehra'nın imkânsız gibi görünen, zamana ve mekâna direnen aşkı var. Ama bu, basit bir aşk hikâyesi değil. Bu, kaderin ince ince ördüğü bir ağ. "Kader, yolun tamamını değil, sadece yol ayrımlarını verir. Güzergâh bellidir. Ama tüm dönemeçler ve sapaklar yolcuya aittir. Öyleyse, yolların ayrıldığı her noktada, kader, yeniden yazılır." İşte tam da bu felsefeyle okuyorsunuz kitabı. Her karakterin seçimi, bir başkasının kaderine nasıl da ince bir iplikle bağlı... Nazan Bekiroğlu okumak, bir nehrin akışına kapılmak gibidir. Onun üslubu "kusursuz" kelimesinin tam karşılığı. Divan edebiyatının zarafetini, tasavvufun derinliğini ve modern romanın kurgusal gücünü bir araya getiriyor. Cümleler birer mısra, paragraflar birer kıta. Okurken yavaşlıyorsunuz. Hızlıca tüketip geçemiyorsunuz; kelimelerin üzerinde durup düşünmeniz, hissetmeniz gerekiyor. O, kelimelerle resim yapıyor. Tebriz'in o "mavi"sini, Trabzon'un yağmurunu, nar ağacının o gizemli kırmızısını sadece okumuyor, görüyorsunuz. Bu kitap, "nar"
Edebiyat
Nar AğacıNazan Bekiroğlu · Timaş Yayınları · 202034bin okunma
Zebani... (Spoiler içerir.)
9/10
·578 syf.·
2025 150. kitabı
"Zebani" romanı, aşk, acı, sanat ve kurtuluş temalarını gotik bir atmosfer içinde işleyen, hem çağdaş hem de tarihsel unsurları bir araya getiren sıra dışı bir eserdir. Roman, isimsiz erkek bir anlatıcının gözünden başlar. Anlatıcı genç, yakışıklı, hedonist bir hayat süren, alkol ve uyuşturucuya bağımlı, ilişkilerinde sorumsuz bir adamdır. Hayatı, geçirdiği korkunç bir trafik kazasıyla tamamen değişir. Aracının alevler içinde kalması sonucunda bedeninin büyük bölümü yanar ve bir daha asla eski görünümüne kavuşamayacağını öğrenir. Hastanede ağır acılarla boğuşurken, yaşamını noktalamayı bile düşünür. İşte bu noktada onun karşısına Marianne Engel çıkar. Marianne, şizofreni tanısı konmuş, tuhaf ama büyüleyici bir heykeltıraştır. Devasa taş bloklardan zebani heykelleri yontar ve anlatıcıya, aslında yüzyıllar öncesinden birbirlerini tanıdıklarını, ona Orta Çağ’da bir manastırda rastladığını, o dönemde ölüm döşeğindeyken bakımını üstlendiğini ve aralarında derin bir aşk doğduğunu söyler. Modern zamanda anlatıcı bu sözleri akıl hastalığına yorsa da, Marianne’in sevgisi ve inancı onu yavaş yavaş hayata bağlamaya başlar. Roman yalnızca bu iki karakterin ilişkisine odaklanmaz; Marianne, anlatıcıya geçmişten dört ayrı aşk hikâyesi aktarır. İzlanda’dan İtalya’ya, Japonya’dan İngiltere’ye uzanan bu öykülerde farklı çağlardan ve kültürlerden âşıkların trajik ya da yaratıcı aşkları dile getirilir. İzlanda’da taş ustasının kaybettiği karısını taşlara işleyerek yaşatması, Japonya’da bir keşişin toplum kurallarını yıkıp aşkı uğruna ölümü göze alması, İtalya’da karşılıksız aşkın sanat eserlerine dönüşmesi, İngiltere’de ise savaş ve ölümün bile ayıramadığı iki sevgilinin hikâyesi, romanın merkezindeki “aşkın ölümsüzlüğü” temasını destekler. Davidson, bu hikâyeler aracılığıyla romanı
1000Kitap
ZebaniAndrew Davidson · Martı Yayıncılık · 2009354 okunma
9/10
·384 syf.·
2025 53. kitabı
Nelle Lamarr'ın "Misafir Öğrenci" adlı romanı, ilk sayfadan itibaren okuyucuyu içine çeken, psikolojik gerilim türünün başarılı bir örneği. Kitap, iki yıl önce kaybettiği kızı Anabel'in acısıyla derinden sarsılmış olan Natalie Merrit'in, öğrenci değişim programı aracılığıyla evlerine gelen Tanya adındaki genç kızı ağırlamasıyla başlıyor. Tanya'nın, Natalie'nin kaybettiği kızına inanılmaz derecede benzemesi, başta Natalie olmak üzere ailenin diğer üyelerini de derinden etkiliyor. Hikayenin başlangıcı, yas ve umudun iç içe geçtiği bir atmosfer yaratıyor. Natalie, Tanya'yı sanki kaybettiği kızının bir yansıması gibi görüyor ve ona karşı anında sıcak bir bağ hissediyor. Kocası Matt de Tanya'nın gelişiyle evdeki kasvetli havanın dağıldığını düşünüyor. Ancak evin küçük kızı Paige, bu duruma şüpheyle yaklaşıyor. Paige, Tanya'nın ablası Anabel'e bu kadar benzemesini tuhaf buluyor ve yeni misafirin göründüğü gibi biri olmadığından şüpheleniyor. Romanın ilerleyen bölümlerinde, Paige'in şüpheleri giderek artıyor ve Tanya'nın geçmişini araştırmaya başlıyor. Bu süreçte ortaya çıkan bazı ipuçları, Tanya'nın aslında göründüğü kadar masum olmayabileceği yönünde sinyaller veriyor. Okuyucu da Paige ile birlikte Tanya'nın sırlarını çözmeye çalışırken, gerilim dozu giderek yükseliyor. Lamarr, olay örgüsünü ustaca kuruyor. Tanya'nın gizemli tavırları, geçmişine dair çelişkili ifadeleri ve Paige'in ısrarlı araştırmaları, okuyucuyu sürekli bir merak içinde bırakıyor. Acaba Tanya gerçekten kim? Neden Anabel'e bu kadar benziyor? Ve en önemlisi, bu benzerliğin ardında nasıl bir sır yatıyor? Kitabın en dikkat çekici yönlerinden biri, karakterlerin psikolojik derinliği. Özellikle Natalie'nin yasla mücadelesi ve kaybettiği kızının yerine birini koyma çabası oldukça etkileyici bir şekilde
1000Kitap
Misafir ÖğrenciNelle Lamarr · Juno Kitap · 2024318 okunma
9/10
·200 syf.·
2025 54. kitabı
Yoko Ogawa'nın "Profesör ve Hizmetçi" adlı romanı derin izler bırakan, hüzünlü ama aynı zamanda umut dolu bir hikaye. Roman, adından da anlaşılacağı gibi, bir matematik profesörü ve onun hizmetçisi arasındaki beklenmedik ve dokunaklı ilişkiyi anlatıyor. Profesör, geçirdiği bir trafik kazası sonucu hafızasını yitirmiş, her güne sıfırdan başlıyor. Yeni tanıştığı insanları ve olayları ertesi gün hatırlamıyor. Bu durum, onun hayatını oldukça kısıtlıyor ve yalnızlaştırıyor. İşte tam da bu noktada, romanın anlatıcısı olan hizmetçi kadın hayatına giriyor. Profesörün ağabeyi tarafından, ona bakması için görevlendiriliyor. Hizmetçi, profesörün tuhaf alışkanlıklarına ve her gün yeniden başlayan tanışma sürecine alışmakta zorlanıyor. Ancak zamanla, profesörün matematiğe olan tutkusu ve sayılara olan derin sevgisi, aralarında bir bağ oluşturmaya başlıyor. Profesör, hizmetçiye her gün yeniden adını soruyor ve ona bir numara atıyor. Hizmetçinin on yaşındaki oğlunu ise çok seviyor ve ona da bir numara veriyor. Profesör için sayılar, dünyayla kurduğu tek kalıcı bağlantı gibi. Hizmetçi ve oğlu, profesörün bu sayısal dünyasına yavaş yavaş dahil oluyorlar. Profesör onlara matematiğin güzelliğini, sayılar arasındaki gizli ilişkileri anlatıyor. Özellikle mükemmel sayılar ve asal sayılar, profesör için adeta birer felsefe gibi. Roman boyunca, profesörün hafızasızlığına rağmen, kalbinde taşıdığı nezaket ve bilgelik sürekli olarak hissediliyor. Her yeni güne unutarak başlasa da, insanlara karşı olan saygısı ve sevgisi hiç azalmıyor. Hizmetçi de başlangıçta mesafeli davransa da, zamanla profesörün kırılganlığına ve içtenliğine hayran kalıyor. Oğlunun da profesöre olan sevgisi, bu üçlü arasında sıradışı ama çok güçlü bir bağ oluşturuyor. Hikayenin ilerleyen bölümlerinde, profesörün geçmişine
1000Kitap
Profesör ve HizmetçiYoko Ogawa · Pegasus Yayınları · 2014553 okunma