Tima…
– İstək bütün bəlaların kökü və əzablarımızın əsas səbəbidir.
Sayfa 34·Kitabı okudu
Birinin direnişi, bir başkasının vazgeçişi olur, diye okumuştum bir ki- tapta. Direnmeyi marifet zanneder, vazgeçene üstten bakardım. Hiçbir za- man vazgeçmeyeceğimi fısıldardım kendime, bir kitabı bırakıp sehpanın ü- zerine koyarken ama hemen sonrasında gerçeklik tokat gibi çarpardı sura- tıma. Ben, doğarken vazgeçmiştim. Bedenimin içine bir hazine gibi saklanmış olan ruhumun derinliklerini kendim dahi göremezdim. Üzerine koyu renkli bir çarşaf örtülmüş, sonra da tozlu bir rafa kaldırılmıştı sanki. Bir antika gibiydim. Evi süsleyen ufak bir nesneden farkım yoktu. Varlığım görünmez, yokluğum ödüldü.
Morva Yayınları·Kitabı okudu
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Babam videolarında "Elif gibi dik, Vav gibi mütevazı ol" der-di. Nepal'in dik yamaçlarından birinde tanıştığım bilge insan Pa-vitram bana "Zihnini terbiye et" diye fısıldardı. Mardin'in uzak bir köyünde tanıştığım Süryani din adamı Abgar, bana "Dileyen alır, arayan bulur, kapı çalana açılır" derdi. Bir Sufi ise bu hayatta belki de en çok tutunduğum sözü kulağıma tekrarlayıp duru-yordu. Bu da geçer. Seneler sonra aynı cümleyi bu kez İngilizce duymuştum. "This shall, too, pass" demişti bana Portekiz'in Fa-tima kentinde tanıştığım papaz. Dizlerimin üzerindeydim, elim kalbimdeydi. Haç yolunu dizlerimin üzerinde emekleyerek geçmeyi deniyordum. Benimle yürüdü, elindeki tütsülüğü sallarken tekrar etti: "This shall too pass!"
Sayfa 140·Kitabı okudu
Bana hiç aldırış etmeyen ya da duygusal haya- tıma ilgi göstermeyen biriyle yaşamanın nasıl bir şey olabile ceğini hayal etmeye çalıştım. Bazı insanlarda empati kurma zorluğu "narsisizm" gibi bir kişilik bozukluğundan kaynaklanır. Bu kişiler kendilerini kendi ihtiyaçlarına öyle kaptırırlar ki yakınlarının ihtiyaçlarına karşılık vermeyi hiçbir zaman öğrenemezler. Bazı insanlar ise psikotik bir hastalık, depresyon veya başka birtakım kişisel sorunlar yüzünden diğer insanlara yaklaşamaz
Gündelik hayatta tipleştirmeler, stereotipler, dogmatik önkabuller, sabitfikirler, sanılar vb. şeklinde karşımıza çıkan ortakduyuya dayalı bil­me biçimleri (doksalar), sosyal dünyanın bilimsel bilgisinin üretiminde epistemolojik engeller görevi görürler. Bunlar aynı zamanda tözcü bir karakter de arz ederler çünkü gündelik hayatın idamesinde şeyleri, kişileri, kavramları ve kategorileri sabit görmeye, sabitlemeye meyilliyizdir. Gündelik hayatın işleyişi açısından kaçınılmazdır da bu. Sözgelimi gündelik hayatın işleyişi içerisinde devleti, dinamik ilişki ağlarının bir mücadele alanı olarak yapılandırdığı, kesintisiz değişim içindeki bir tertibat olarak göremem. Devlet, gündelik haya­ tıma temas eden karakol, adliye, kışla, hastane, okul, vergi dairesi gibi kurumlarıyla benim için somuttur, sabittir ve daima oradadır. Keza hayatıma giren ya da bir biçimde temas kurduğum kişileri de fizyolojik, nörolojik ve psikosomatik süreçlerin etkisiyle sürekli değişen, entropi ilkesi gereği çürü­ yen ve dağılan varlıklar olarak göremem; sohbet ve müzakere ettiğim, sözleştiğim, sözleşme yaptığım, ilgili kurumların hak, sorumluluk ya da suç isnatlarında bulunduğu kişinin dünkü ve yarınki kişiyle aynı kişi olduğundan/olacağından emin olmam gerekir. Aynı şekilde, belirli gündelik iktisadi faaliyetleri sürdürebilmem için, türler arasındaki ilişkilerin sabitlenmiş ve hiyerarşik olduğuna inanmam ve ona göre davranmam gerekir. Bunlar tıpkı gündelik hayat deneyimim içerisinde Güneş'in Dünya etrafında döndüğünü sanmama, gündelik zamanımı, hatta imgelemimi Güneş'in bu sözümona hareketine göre düzenlememe benzer.
Sosyoloji
Kerimesi Fatımatü'z-Zehra'yı yanına çağırıp, kulağına bir şey söyledi, Fâ-tıma ağladı. Sonra yine başka bir şey söyledi, bu sefer Hazret-i Fâtıma güldü. Meğer önce Hazret-i Fâtıma'nın kulağına, “Ben öleceğim” demiş o da yerinip ağlamış; sonra, “Ehl-i Beytimden en evvel benim yanıma gelecek olan sensin” diye müjde vermiş, o da sevinip gülmüş.