Gündelik hayatta tipleştirmeler, stereotipler, dogmatik önkabuller, sabitfikirler, sanılar vb. şeklinde karşımıza çıkan ortakduyuya dayalı bilme biçimleri (doksalar), sosyal dünyanın bilimsel bilgisinin üretiminde epistemolojik engeller görevi görürler. Bunlar aynı zamanda tözcü bir karakter de arz ederler çünkü gündelik hayatın idamesinde şeyleri, kişileri, kavramları ve kategorileri sabit görmeye, sabitlemeye meyilliyizdir. Gündelik hayatın işleyişi açısından kaçınılmazdır da bu. Sözgelimi gündelik hayatın işleyişi içerisinde devleti, dinamik ilişki ağlarının bir mücadele alanı olarak yapılandırdığı, kesintisiz değişim içindeki bir tertibat olarak göremem. Devlet, gündelik haya tıma temas eden karakol, adliye, kışla, hastane, okul, vergi dairesi gibi kurumlarıyla benim için somuttur, sabittir ve daima oradadır. Keza hayatıma giren ya da bir biçimde temas kurduğum kişileri de fizyolojik, nörolojik ve psikosomatik süreçlerin etkisiyle sürekli değişen, entropi ilkesi gereği çürü yen ve dağılan varlıklar olarak göremem; sohbet ve müzakere ettiğim, sözleştiğim, sözleşme yaptığım, ilgili kurumların hak, sorumluluk ya da suç isnatlarında bulunduğu kişinin dünkü ve yarınki kişiyle aynı kişi olduğundan/olacağından emin olmam gerekir. Aynı şekilde, belirli gündelik iktisadi faaliyetleri sürdürebilmem için, türler arasındaki ilişkilerin sabitlenmiş ve hiyerarşik olduğuna inanmam ve ona göre davranmam gerekir. Bunlar tıpkı gündelik hayat deneyimim içerisinde Güneş'in Dünya etrafında döndüğünü sanmama, gündelik zamanımı, hatta imgelemimi Güneş'in bu sözümona hareketine göre düzenlememe benzer.