Falih Rıfkı Atay - Zeytindağı
Puan vermedi·192 syf.··
2026 2. kitabı
Çankaya gibi bu eser de anektotlar şeklinde kaleme alınmıştır. Zeytindağı Kudüs'te bulunmaktadır. Yazar 1. Dünya Savaşı'nda yedek subay olup Cemal Paşa'nın emir subaylığını yapmıştır. Eseri okurken bende oluşan izlenim sürekli boşa kürek çekmiş bir milleti hissetmekti. Alâkamız olmayan, madden bir katkı alamadığımız topraklar için başka milletlerin meselelerinin ortalarında kalmış; maddî, manevî ve beşerî kayıp vermiş; Karşılığında yine kin ve ihanet almışız desek yeridir. Aslında Cemal Paşa'nın ne kadar önemli bir adam olduğunu da eserden kavradım diyebilirim. Zamanının ötesinde bilgili ve yetkili, tam bir vatanseverdir. Şatafatı sever ama yolsuzluk yapmaz, devlet malına dokunmaz. Filistin ve Suriye'de görevlendirildiğinde oraların hem iskânı hem güvenliği için profesyonelce uğraşmış hâttâ oralar kaybedildiğinde Anadolu'ya bakarak bu hizmetleri bu topraklarda yapmış olmayı dilemiştir. İstifası da Kudüs'ün düşmesi sonrasında olmuştur. Atay da Enver yerine Cemal Harbiye Nazırı olsa 1. Dünya Savaşı'na dahi girmeyeceğimizi "Keşke" diyerek anlatır. Ancak İttihat ve Terakki'nin yaptım olduculuğunun ikisinde de olduğunu aktarır. Cemal Paşa "Yok kanun, yap kanun." Enver paşa "Yaparım olur, bozarım olmaz " diyerek aslında bir arkadaşımın "İttihat ve Terakki günümüzün akp'sidir." sözünü de desteklemiştir. Daha önce Twitter'da denk geldiğim Hicaz'a yapmak yerine Doğu vilayetlerine tren yolu yapmayı öneren düşüncenin Talat Paşa tarafından düşünüldüğü ancak buna Ruslardan izin almadan girişilemeyeceğini eserde bir anekdotla aktarır. Yine güzel bir nokta, yazar gençliğinde hayalindeki Türk devleti için Enver'in de ortadan kalkması gerektiğini düşünmektedir. Ona göre Almanya savaşı kazansa bile Enver'le birlikte Orta Çağ İslamiyet zihniyeti olanca yeşilliğiyle devam edecektir (tam
ZeytindağıFalih Rıfkı Atay · Pozitif Yayınları · 201114,8bin okunma
Puan vermedi·128 syf.··
2026 7. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 06 Şubat 2026 00:00
Bu kitabı her elime aldığımda içimde tarif edemediğim bir sızı uyanır; çünkü bilirim ki Bir Delinin Hatıra Defteri, alelade bir çıldırma hikayesi değil, unvanların ve sınıfların insan onurunu nasıl un ufak ettiğinin hikayesidir. Romanın kahramanı Poprişçin, müdürünün odasında sadece kalem yontmakla görevlendirilmiş o dokuzuncu dereceden küçük memur, aslında aklını kaybetmeden çok önce toplumun o kaskatı duvarlarına çarparak ruhunu kaybetmeye başlıyor. Üstü başı eski olduğu, statüsü yetmediği için sürekli aşağılanan, evindeki uşağı Tuva tarafından bile ciddiye alınmayan bu adam, bir de gidip genel müdürün kızı Sophie’ye aşık olduğunda hayat onun için iyice çekilmez bir hal alıyor. Sophie’nin düşürdüğü o dantelli küçük mendili koklayarak avunmaya çalışması, onun o asil dünyasına ait kokularda teselli araması kalbimi sızım sızım sızlatıyor. İşte tam bu kırılma noktasında, o katı ve acımasız gerçeklikle baş edemediği an zihni ona acıyor ve onu korumak için hayal dünyasının kapılarını açıyor. Sophie’nin küçük köpeği Meggy ile bir başka köpeğin birbiriyle mektuplaştığını sanması ve çamurlu sepetlerin içinden o hayali mektupları çalmaya çalışması, aslında o korkunç yalnızlığından ve dışlanmışlığından kaçıp sığınacağı bir rüya arayışından başka bir şey değil. Günlüğündeki tarihlerin yavaş yavaş delirmesi, "Nisanın 43. günü" ya da "Mavi Ayın 1. günü" gibi tuhaf satırlara dönüşmesi, artık bizim dünyamızın kurallarıyla oynamadığının en hüzünlü kanıtı. Kendini İspanya Kralı VII. Ferdinand ilan ettiği, o eski üniformasını kesip biçerek kendine derme çatma bir kral pelerini diktiği o an ise alelade bir delilik şovu değil; onu ezen bu uyduruk sisteme karşı kalbi kırık bir adamın kendi içine kurduğu o gizli krallıkla aldığı en büyük intikamdır. En sonunda __"İspanya’ya
Alıntı
Bir Delinin Hatıra DefteriNikolay Gogol · İndigo Kitap · 202125bin okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
9/10
gece yarısı londra’nın ıssız yollarında, ay ışığının solgun rengine bürünmüş bir hayalet gibi beliriyor o beyazlı kadın. wilkie collins, yüzlerce sayfalık bir rüyanın içine hapsediyor bizi; her kelimesi mühürlü bir mektup, her sayfası gıcırdayan bir malikane kapısı. victoria devrinin o ağır ve mağrur havası, satır aralarından süzülen mürekkep kokusuna karışıyor. aslında anlatılan sadece bir miras kavgası değil; bir ruhun nasıl çalındığı ve bir kalbin nasıl parça parça edildiğinin hüzünlü senfonisi. resim öğretmeni walter’ın fırçasından dökülen renkler, laura’nın hüzünlü bakışlarında can bulurken; gölgelerin arasında bir dev gibi yükselen kont fosco, zekasını bir zehir gibi akıtıyor damarlarımıza. marian ise bu karanlık masalın en dirençli yıldızı; eteklerine hapsedilmiş bir kadının, erkeklerin kurduğu bu hileli dünyada zekasıyla nasıl fırtınalar kopardığını izliyoruz. o, kardeşine adanmış bir ömür, feda edilmiş bir gençlik ve sönmeyen bir meşale gibi parlıyor karanlığın ortasında. kitabın dili bazen eski bir şarap gibi ağır ve yakıcı, bazen de bir kış gecesi kadar uzun. ancak o beyaz elbisenin rüzgarda çıkardığı hışırtı bir kez duyuldu mu, geri dönüşü olmayan bir yola giriliyor. sahte ölümlerin, çalınmış kimliklerin ve tımarhane duvarlarına çarpan çığlıkların ötesinde, en sonunda yine aşkın o sessiz ve vakur zaferi bekliyor bizi. kapak kapandığında zihinde kalan; adaletin geç de olsa tecelli edişi değil, o ıssız yolda rüzgara karşı yürüyen kimsesiz bir kadının beyazlar içindeki kederli silüeti oluyor.
Beyazlı KadınWilkie Collins · Can Yayınları · 20181,186 okunma
Misafir
9/10
·392 syf.··
2026 25. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 25 Nisan 2026 16:05
Bu kez bir tımarhaneden bakıyoruz dünyaya. Tımarhane değil ev, hasta değil misafirleri var buranın. Esin ve Rikkat Hanımın yolları burada kesişiyor. Anlatım diğer kitaplarına nazaran daha duragan. Kitap yarısından sonra akıyor. Ama yine de okunuyor. Karakterler detaylı çizilmiş,ruh halleri iyice karaktere yedirilmiş hal böyle olunca tanıdık geliyor herkes. İyi okumalar
MisafirNermin Yıldırım · Everest Yayınları · 20252,980 okunma
Puan vermedi·448 syf.··
2026 28. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 20 Nisan 2026 00:00
İlk kez psikolojik polisiye okudum. Kitap tam da isminin hakkını veriyor ve sayfalar boyunca Yolun Sonundaki Kadınlar ' ı anlatıyor. Kahramanımız cinayet büronun komiseri, gerçeklik ile bilinçdışının sınırlarını birbirine karıştırıyor. Mesleği gereği cinayete kurban giden o kadar çok kadın görmüştür ki artık hepsinin yüzü, saçı, kıyafeti birbirine karışmıştır. Çünkü aslında hepsi de aynı: kaderleri, sonları, cesetlerinin son görüntüsü, geride bıraktıkları... Bu kadınlar artık komiserin "Zihnimin Hafızanın Sindiremeyeceği Belli Şeyler" adlı kısmına kaydediliyor. Peki ya o kadınların katilleri? Onlar: "Evrimleşmiş yeni bir insan türüydü bu. Toplum kuralları ve kanunların çatlaklarına saklanmayı çok iyi başaran bir tür." Her olay yerinde ise mutlaka olan tipler ve bunların hiç değişmeyen yüzleri, kıyafetleri, duruşları vardı. Beni en çok etkileyen cinayet, önce tecavüz edilen ardından öldürülen kimsesiz/evsiz bir kadın. Cinayeti olay yerinde dinlemiş olmak için ayaküstü dinlenen başka bir evsizin hiç dikkate alınmaması. Çünkü o da bir kimsesiz/ evsiz. Oysa bu evsiz tecavüz edeni de öldüreni de biliyordu. Dikkate alınmayacağını da biliyordu. Sadece bir bakış gerçek suçluyu biliyorum diyordu. Tanındığını bilen gerçek suçlu tarafından bir hafta sonra öldürüldü. Onların vakasını araştıran kimse çıkmamıştı doğal olarak. Gerçek katiller de yine aramızda saygın hayatlarına devam ediyordu. Dünyanın büyük bir tımarhane olduğunu söyleyen kahramanımız ciddi, reddedilmeyecek bir teklif alır. Ben olsam düşünmeden kabul ederdim, yalan yok. Komiserimiz kabul etti mi acaba? Bunun için kitabı okumanız gerek. Bir ömürde pek çok defa kullanılmış olsa da hayat akışında ilk başlarda zor ama sonrasında çabucak eriyen bir kelime : Güven. Fark yaratan çaldığımız notalar değil,
Yolun Sonundaki KadınlarDersim Özel · Alakarga Sanat Yayınları · 202641 okunma
Puan vermedi
Reşad Ekrem Koçu / Mimar Sinan Hayatı ve Eserleri Merhaba sevgili dostlarım. Harikulade bir kitapla geldim sizlere. Okurken müthiş bir zevk duyduğum bir kitap oldu. Sadece biyografi değil, yazarın üslubu dolayısıyla o dönemin İstanbul’unu, saray hayatını, Mimar Sinan’ın çalışma disiplini ve karakterine de yansıtılmış kitaba. Tahmin ettiğiniz gibi sert bir dille tarih anlatılmamış bir nevi roman tadında ilerlemiş. Tarihe ilgi duyan tüm dostlarıma gönülden tavsiye ediyorum o sebeple. Türkiye’nin köy ve kasabalarından Türk sarayları için en sağlıklı, en yapılı, en yakışıklı ve en becerikli, yetenekli gençleri toplanıyordu. Bunlardan biri de Sinan bin Abdülmennan’dı. Sinan bin Abdülmennan, 22,23 yaşlarında iken Kayseri’nin Ağırnas köyünden getirilmişti. Yavuz Selim’in cülûs ettiği sene Anadolu’dan ilk defa olarak devşirilen acemi olanlardan biriydi Sinan bin Abdülmennan. Daha köyünde iken köyüne su yolları ve kümesler yapan bu cevval genç İbrahim Paşa mektebinde neccarlığa ve dülgerliğe talip olmuştu. İbrahim Paşa mektebinden sonra ise Yeniçeri Ocağı’na verilmişti. Yeniçeri ocağındaki askerlik yılları, seferler sırasında inşa ettiği köprülerle yeteneğinin fark edilmesi ve nihayetinde 50 yıla yakın sürecek olan "Reis-i Mimaran" (Mimarların Başkanı) olur. Sultan Süleyman’ın Mimar Sinan’a ilk yaptırdığı eser, sevgili Hasekisi Hürrem Sultan namına Avratpazarı’nda yapılan bir kubbeli küçük bir cami olur. Sinan’ın muhteşem yeteneğini hükümdarın serveti hizmet ediyor, oluk oluk altınlar akıyordu. Elbette Mimar Sinan’da iftiralara uğramış, işinden edilmeye çalışılmış, bir nevi taşlanmıştı. Sayısız cami, tımarhane, türbe, çeşme yapmıştı. Fakat onlardan biri var ki günümüze kadar ayakta kalmasına vesile olmuş ve tamirini yapmıştı. Ayasofya Cami… Kaderine terk edilmiş haldeyken
Mimar Sinan: Hayatı ve EserleriReşad Ekrem Koçu · Doğan Kitap · 202620 okunma