Yarım yüzyıl sonunda biz kentliler de top yekûn yarı deli sayılırız.
Ama hepimize yer olmadığından çoğumuz tımarhane dışında yaşıyoruz.
Yaşam alanımız otomobiller ile daraltılmış, şiddetin etkisiyle köşeye sıkıştırılmışız; iletişimsizliğe mahkumuz, her geçen gün daha üst üste yığılıyoruz ve yaşam alanımız daralıyor, birbirimizi görmeye vaktimiz yok.
Başı kazan gibiydi. Keşke yatıp deliksiz bir uyku çekebilseydi şimdi. Ama nerede! Değil gündüz saati, gece bile huzurlu bir uyku yoktu insana bu tımarhane bozması evde.
Tedavide Osmanlı bambaşkaydı. Bir dönem, uyumsuz addedilenleri köylere gönderiyorlar. Tarımla uğraşıyor. Köy vergiden muaf tutuluyor o ortamı sağlaması karşılığında. Edirne'de müzikle tedavi var, Ayvalık'ta Tımarhane Ada'sında doğa şifası. Şimdi de bizle empati kurabileceği söylenen yapay zekalı robotlarımız gündemde. 21. yüzyıl yalnızlığı bizi zorluyor, epidemi gibi yayılıyor. Çekirdek aile çözülmenin eşiğinde.
“Muhammed bile," dedim, "ilk başta delirdiğini zannetmiş; bu fikre hiç kapılmadım mı zannediyorsunuz? Ama Peygamber'in Hatice'si Ebu Bekir'i vardı, onu vahiy geldiğine ikna ettiler; kimse ona ihanet edip tımarhane doktorlarının eline teslim etmedi.”