Timor adasında zafer elde etmiş bir savaşçı grubu, mağlup edilen düşmanların kesik başlarıyla geri döner. Bunun akabinde yaşanan barışma âdetleri oldukça önemlidir, zira aşağıda anlatıldığı üzere, grubun önderi ağır kısıtlamalara tabidir. "Galiplerin törenle geri dönmesi esnasında, kurbanlar sunulur. Böylece düşmanların ruhlarıyla barışmak istenir. Aksi takdirde galipler açısından felaketlerin yaşanacak olduğu düşünülür. Dans edilir ve şarkılar söylenir. Bu şarkılarda, öldürülen düşman için ağıtlar mevcuttur. Affına sığınılır: 'Kafanı alıp geldiğimiz için bize kızma. Eğer şansımız yaver gitmeseydi, belki şimdi bizim başlarımız senin köyünde asılıyor olacaktı. Seni sakinleştirmek için sana bir kurban sunduk. Artık ruhun tatmin olarak, bizi rahat bırakabilir. Neden düşmanımız oldun ki? En iyisi arkadaş olmamız değil miydi? O zaman kanın dökülmez ve kafan kesilmezdi'"
İnsan zihninin ebedi hiçlik ihtimaliyle karşılaştığında hemen her şeye inanabileceğini dinler çok önceleri keşfetmişti. Timor mortis est pater religionis. Upton Sinclair tarafından meşhur edilen eski sözü içinden geçirmişti. Dinin babası ölüm korkusudur.
İnsanlığa karşı işlediği suçlardan şimdiye kadar gün ışığına çıkanların bir kısmı şöyle: Yahya Han’ı destekleyerek Bangladeş halkının kıyımı, Allende iktidarının devrilip Şili halkının zindanlarda yok edilmesi, Makarios’a karşı önce Yunan cuntasının darbesini desteklemesi, darbe başarısızlığa uğrayınca da Türkiye’nin Kıbrıs çıkartmasını teşvik ederek iki halkı savaştırıp Ada’nın Amerika’nın müttefikleri arasında bölünmesini sağlaması, Doğu Timor Adaları nüfusunun üçte birinin katledilmesini desteklemesi Mossad’la işbirliği yaparak birlikte silahlandırdıkları Kürtleri “kazanacak kadar değil, ancak savaşacak kadar” ayakta tutup İran-Irak antlaşması sonucu katledilmelerine önayak olup onay vermesi...
Ve konu istemekten açılmışken, Langdon ölümün eşiğine gelen insanların aynı temel arzuyu paylaştığını düşünüyordu: yani ölmemeyi. Elbette ölüm korkusu ölmek üzere olanlara mahsus bir duygu değildi. Evrensel bir korkuydu . . . belki de evrensel olan tek korkuydu.
Bilinen adıyla ölüm farkındalığı, fiziksel bedenlerimizi kaybedeceğimiz düşüncesi yüzünden değil, hatıralarımızı, hayallerimizi, duygusal bağlantılarımızı. . . yani ruhumuzu kayedeceğimiz endişesi yüzünden korkutucuydu.
İnsan zihninin ebedi hiçlik ihtimaliyle karşılaştığında hemen her şeye inanabileceğini dinler çok önceleri keşfetmişti. “Timor mortis
est pater religionis.” Upton Sinclair tarafından meşhur edilen eski sözü içinden geçirmişti. “Dinin babası ölüm korkusudur.”
İnsan zihninin ebedi hiçlik ihtimali ile karşılaştığında hemen her şeye inanabileceğini dinler çok önceleri keşfetmişti.”Timor mortis est pater religionis”.Upton Sinclair tarafından meşhur edilen eski sözü içinden geçirmişti.
“Dinin babası ölüm korkusudur.”