..çünkü boş vakit ve güvenlik herkesçe paylaşıldığında, yoksulluğun serseme çevirdiği geniş kitleler, okuryazar olacak, kendi başına düşünmeyi öğrenecek, o zaman da hiçbir işe yaramadığını sonunda fark ettiği ayrıcalıklı azınlığı ortadan kaldıracaktı.
Hiyerarşik toplumun varlığı, uzun vadede, ancak yoksulluk ve cehalete yaslanarak sürdürülebilirdi.
“... Siyasi ve ekonomik özgürlükler azaldıkça, cinsel özgürlük dengelercesine artma eğilimi gösterir.
Diktatör de ( boşta ya da fethedilmemiş bölgeleri sömürgeleştirmek için ateşe süreceği askerlere ve ailelelere ihtiyacı yoksa) bu özgürlüğü teşvik etmekle iyi yapar.. “
Şu iki satırı okuduktan sonra Aldoux Huxley’in toplumlarda idare yönetimi ve siyasi stratejileri hakkındaki öngörüsü ya da daha iyimser tabiriyle “tespiti” karşısında hayretten çıldırmamak adına elimizde temel iki tez olduğunu düşünüyorum.
Ya zaman ve coğrafyadan bağımsız olarak tüm dünyadaki kültürel yapı ve toplum mühendisliği tek bir perspektiften gelişip evrilmeye devam eder ( ki imkansıza yakın bir ihtimal) ya da bilinen yüzbin yıllık insanlık tarihinin başlangıcından beri kitlesel olarak insan eğilimleri ve belli şartlar altında verdikleri tepkiler hiç değişmedi ve değişmeyecek.
İstesek de istemesek de hepimize önceden verilmiş rolleri oynayıp sahneden indiğimiz bir düzenin parçalarından ibaret bir hayatı yaşayıp gidiyoruz..