Acı verici masumiyet kayıplarının büyük bir kısmının aile dışındaki dünyadan gelmesi normaldir. Hemen herkesin yaşayarak acı verici bir uyanıklığa ulaşması ve dünyada her şeyin güvenilir ve güzel olmadığı fikrine varması aşamalı bir süreçtir. Gelişimsel psikoloji de bu durum kişinin “evrenin merkezi” olmadığını kabul etmesi olarak betimlenir. Bununla birlikte, tin konusunda çok daha büyük bir uyanma yaşanır ve kutsal ile insani doğalar arasındaki farklar daha iyi kavranır.
Sayfa 433
Dostluk ve barış yalanlarının en korkunç örneği kısa bir süre önce Çekoslovakya'nın Ruslar tarafından işga-liyle verilmiştir. Sebep, en akılsız insanları bile kandıra-mayacak kadar sudandır: Batı Almanya, Çekoslovakya'yı zaptetmeye hazırlanıyormuş. Bu işgal olmasaydı bile insaniyetçiliğin yalan olduğu yine parlak delilleriyle ortadaydı: Ruslar, 40 milyon Türk'le 40 milyon Ukraynalı'nın ve birçok küçük mille-tin bağımsızlığını yok etmişlerdi. Hani "insanlara hürri-yet, milletlere istiklâl" verilecekti. Hani sömürgecilik, emperyalizm yapılmayacaktı?
Sayfa 28 - Gözlem 1969; Ötüken 1971·Kitabı okuyor
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Ruhumu okumak isteyen ba­kışlarından kaçırmadım
Nereden çıkmıştı bu adam karşıma? İlk başta hakkında haksızlık ettiğim belliydi. Boş, tın tın biri sanmış­tım. "Yandın galiba kızım," dedim içimden. Ama kabahat benim değil ki. Son yıllarda o kadar içi boş erkekler, kadınlar gördüm ki. Nereye ekildi bu insanlar? Bu neslin hasadını kim yaptı diye üzülmekte haksızlık yaptığım düşüncesine hiç kapılmamıştım bugüne kadar. Yemin ederim bu ilk. Mutlaka istisna.
Alıntı
Biri Sana, Senin tümüyle tin olduğunu söylese... 'İnsanın ruhu zedelendikten sonra, bütün dünya onun olsa ele geçirse, neye yarar?' ... Sen kendine göre değil, tinine ve tine ait olana göre, yani fikirlere göre yaşıyorsun. ... Nasıl ki bir hayâlperest, sadece kendi yaratmış olduğu imgesel görüntüler içinde yaşıyorsa... tin de kendine tinsel bir dünya yaratmak zorundadır... İncil mısralarıyla "Ruhun selameti" korkutulan insan, kendi bedenselliğini, hazlarını ve dünyevi mülkiyetini değersiz birer kılıf görerek hayatını soyut fikirlerin esaretine adar. Zihin, kendi yarattığı o hayali cennette (düşünceler dünyasında) ateşler içinde sayıklar. Oysa bütün bu fikirleri, kutsallıkları ve Tanrıları üreten bizzat o bedene sahip olan Biricik'in kendisidir; yaratılanın yaratıcıya hükmetmesi tam bir akıl tutulmasıdır.
Yeniler (Hıristiyanlar ve modern aydınlanmacılar) için artık gerçek olan nesneler değil, "Tin"dir (düşüncelerdir.) Reformasyon (Luther) ve ardından gelen hümanizm, Tanrı'yı gökyüzünden indirip insanın bağrına, "yüreğine" yerleştirmiştir ancak bu tinselleşme dalgası, insanı eski somut putlardan kurtarırken, bu kez de kendi içinde yarattığı o soyut "öz bilinç, insan sevgisi ve ideal insan" hayaletlerinin kölesi yapmıştır. İnsanın somut varlığı silinmiş, geriye sadece fikirlerin, ideallerin peşinde koşan boş ve steril bir "tinsellik" kalmıştır.
Eskiler için dünya bir hakikâtti'... Şimdi de 'Yeniler için tin bir hakikâtti' dememiz gerekir... Luther'le birlikte mesele yürekten ciddiye alınmaya başlandı... Hıristiyanlıktan günden güne uzaklaşan yürek, o zamana kadar yöneldiği içerikten kurtuldu ve geriye sadece boş bir 'sıcak yüreklilik/içtenlik', tamamen genel bir insan severlik, İnsan sevgisi, özgürlük bilinci ve 'öz bilinç' kaldı.