Kur'ân-ı Kerim'in bize model olarak sunduğu insan tipleri arasındaki çeşitlilik, peygamberlerin seçiminde de görülebilir. Söz gelimi Hz. İbrahim'de gördüğümüz "sorgulayan ve tartışan" karakter ile Hz. Musa'nın konuşmasındaki "tutukluk", İslâm'ın peygamberlikte dahi tek tip bir insan öngörmediğini; temel ilahî ilkelere bağlı kalmak kaydıyla çok farklı kişilik özelliklerini model olarak sunduğunu göstermektedir. Efendimiz'in karakter ve ahlâkına baktığımızda da, O'nu diğerlerinden ayıran bambaşka kişilik özellikleri olduğunu görürüz. Çok düşünüp az konuşmak, tefekkür ve tezekküre zaman ayırmak, tek başına uzun ibadetlerle meşgul olmak, sevincini ve üzüntüsünü taşkınlığa kapılmadan ölçülü bir şekilde yaşamak gibi özellikler, O'na özgüdür ve bugün tek tipleşen, standartlaşan "dönemin ahlâkı"na büyük ölçüde uymamaktadır.
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
İslamcılar ve Osmanlıcılar siyasî Türkçülüğü esaslı bir aykırılık sebebi, parçalayıcı bir âmil gibi görüyorlardı. Türkçüler İslamcılığı geçmiş bir ideal, Osmanlıcılığı mevhum bir fikir, bir nevi "idare-i maslahatçılık " sayıyorlardı. Yusuf Akçura Üc Tarz-ı Siyaset`te, bu üç fikri uzlaştırmadan yalnızca karşılaştırıyor ve her halde Türkçülüğü (kendi anlayışıyla "Büyük Türkçülüğü" hâkim kılmak istiyordu. Gökalp onları telif ediyordu:
a) İlim ve teknik medeniyetten gelir: Garpçıyiz
b) Müslüman'ız ve o dinden terimlerimizi alırız: İslamcıyız,
c) Turan, idealimizdir: Türkçüyüz.
Bu fikirler, temsil ettiği siyasi şekli (imparatorluk) ve içinde bulunduğu siyasî partiyi (Îttihat ve Terakki) muvaffakıyete götürdüğü nisbette doğru idi. İmparatorluk parçalanarak hakiki milli devlet meydana çıkınca bu fikrin pek de doğru olmadığı görüldü.
a) Garp'tan yalnız ilim ve teknik değil; sanat, felsefe ve hayat anlayışını alıyorduk.
b) Müslüman milletlerinin parçalanmaya doğru gidişi, birliğin maddi-mânevi imkânsızlığını gösterdi. Arapça ve Farsçadan gelen bütün terimleri atmaya basladık. Cift medeniyete değil, fakat tek medeniyete girmek zorunda olduğumuz görüldü
c) Milletin, hayalde kurulmuş sınırsız bir vatanda değil; kökleri tarihte olan ve içtimaî bir tip yaratan hakiki vatanda olduğu vakalarla anlaşıldı.
Sayfa 158 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
Ader'in mütevazı keşfi, sonraki yillarda bağışıklık sistemiyle merkezi sinir sistemi arasındaki bağlantılara yeni bir gözle bakılmasını zorunlu kıldı. Bu konuyu inceleyen psikonöroimmünoloji, ya da PNI, șimdi tip bilimine önderlik yapan bir daldı. Adi bile bu bağlantıları onaylıyor: psiko, "zihin"i; nöro, (sinirsel ve hormonal sistemleri kapsayan) nöroendokrin sistemi; immüinoloji ise, bağışıklık sistemini temsil ediyor.
Nefret, bencillik, kızgınlık, hased, su-i zan, korku, ümitsizlik, aşırı merak, şüphe, endişe gibi negatif duygular vücutta fazla miktarda hormon üretir. Bu hormonlar kana karışarak zararlı maddeler oluşmasına neden olur.