Çağımız İslâm şehirlerinde bu ilim dalı(tıp), umranın duraklamasına ve gerilemesine bağlı olarak, sanki gerilemiş gibidir. Çünkü biraz sonra dikkat çekileceği gibi, bu ilim dalı da, medenîliğin ve refahın gerektirdiği sanatlardan biridir.
Alıntı
Caner taslamana 600 yıl öncesinden gelen reddiye
Şer'î kaynaklarda nakledilen tıp da (nebevî tıp) bu nitelikte olup, vahiyle bir ilgisi yoktur. Bunlar Araplar arasında bilinen şeylerdi. Hz. Peygamberin hallerinden bahsedilirken, onun bu konudaki söz ve uygulamaları da zikredilir. Ancak bunlar o şekilde hareket edilmesi gereken birer şer'î hüküm olarak değil, Hz. Peygamberin insan olmasından kaynaklanan alışkanlıkları ve özellikleri olarak zikredilir. Çünkü Hz. Peygamber bize dinî hükümleri öğretmek için gönderilmiştir. Yoksa tıp veya diğer sanatları öğretmek için değil
Sayfa 888·Kitabı okuyor
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Karton Kutu veya Bazı Türkçe baskılarda bu öykü "Sırlar Okulu" adıyla da yayımlanmıştır. Hikâye, Croydon'da yaşayan yaşlı ve sakin bir kadın olan Susan Cushing'in posta yoluyla aldığı korkunç bir paketle başlar. Kahverengi kâğıda sarılı küçük bir karton kutunun içinde iri taneli tuza gömülmüş iki kesik insan kulağı vardır. Olay büyük yankı uyandırır. Polis başlangıçta bunun, Susan Cushing'in bir zamanlar evinden çıkardığı tıp öğrencilerinin yaptığı kötü bir şaka olduğunu düşünür. Ancak Müfettiş Lestrade yine de Sherlock Holmes'tan yardım ister. Holmes kutuyu dikkatlice inceler. Kulakların biri erkeğe, diğeri kadına aittir. Kesikler çok kabadır; bu nedenle bunların bir anatomi laboratuvarından alınmış olmadığını anlar. Kulakların tuzla korunmuş olması da bunun gerçek bir cinayetin kanıtı olduğunu gösterir. Paketin üzerindeki yazı, düğümün atılış şekli ve katranlı sicim ise gönderen kişinin denizcilikle bağlantılı biri olduğuna işaret eder. Ayrıca paket yalnızca "S. Cushing" adına gönderilmiştir. Holmes, asıl hedefin Susan olmayabileceğini düşünmeye başlar. Susan Cushing'in iki kız kardeşi vardır: Sarah Cushing ve Mary Browner. Holmes, Susan'ın kulağıyla kutudaki kadın kulağını karşılaştırınca ikisinin birbirine çok benzediğini fark eder. Bu benzerlik, kesik kulağın Susan'ın kız kardeşlerinden birine ait olduğu sonucunu doğurur. Sarah'ı ziyaret etmek isterler ancak onun ağır sinir krizi geçirdiği ve kimseyle görüştürülmediği söylenir. Bu da Holmes'un şüphelerini artırır. Holmes daha sonra telgraf yoluyla Liverpool'dan bilgi ister. Gelen cevap, Mary'nin denizci eşi Jim Browner hakkında önemli bilgiler içerir. Jim, dürüst bir adam olmasına rağmen içki içtiğinde son derece saldırganlaşmaktadır. Sarah ise geçmişte Jim'e ilgi duymuş, reddedilince ona kin beslemeye
Alıntı
Yazılarının nasıl olduğunu görmek istedim. "Okulun adını yazın," dedim. Yazdılar. 44 kişiden sadece 6'sı "İstiklal İlkokulu"nu doğru yazabil­di. Ben de kalkmış, yazıları güzel mi diye bakacağım! Dördüncü sınıf öğ­rencisi bunlar. İkinci sınıfta bile bu yanlışlar yapılmaz. İşim hiç de kolay olmayacaktı. Her şeyden önce çocukların güveni­ni kazanmalıydım. Bana güvenmeleri için hiçbir neden yoktu şimdilik. Öy­le ya, "ünite" deyince, "küme" deyince boş boş bakıyordum. Bu güveni "ders dışı" bir yolla sağlamalıydım. "Söyleyin bakalım," dedim. "En sevdiğiniz sinema oyuncusu kim? Artist?" Sınıfın yarısı Cüneyt Arkın, yarısı Yılmaz Güney dedi. Yaşasın! Güvenlerini kazanacak bir yol bulmuştum. Cüneyt de, Yıl­maz da arkadaşımdı. Onları getirecektim okula. Getirdim de. MALKOÇOGLU OKMEYDANINDA Cüneyt Arkın'ı Fahrettin Cüreklibatur olduğu, öykü yazdığı günler­den tanıyordum. Annemin memleketlisiydi. Eskişehirliydi. Tıp Fakülte­si'ne gidiyordu o sıralarda. Şiir yazmayı bırakmasına üzüldüğüm, üzül­mekten öte içerlediğim, Cengiz Çelikten'le dolaşırlardı hep. (Sahi, Cengiz acaba nerelerde şimdi?) O gün okuldan çıkar çıkmaz Cüneyt'i buldum. "Yarın çekimin var mı?" diye sordum. "Hayır," dedi. "Hazırlan öyleyse, benim okula gidiyoruz." "Peki," dedi hemen. "Ama önce Cağaloğlu'na gidip kırk dört öğrenciye birşeyler alacak­sın," dedim. Herkese üçer defter, üçer kalem, birer cetvel, birer suluboya takımı, vb. Ertesi gün nerede buluşacağımızı kararlaştırdık. Buluştuğumuzda Noel Baba gibiydi Cüneyt. Arabasının bagajını ar­mağanlarla doldurmuştu. Okula vardığımızda ilk ders başlamış, öğrenciler sınıflarına girmiş­ti. Müdürün odasına gittik. Hikmet Bey, Cüneyt'i görünce gözlerine inana­madı. Benim çocuklar da. Sınıfın kapısını açıp da içeri girdiğimizde önce bir sessizlik kapladı ortalığı. Sonra
Sayfa 199·Kitabı okuyor
"Sana benzer birine tesadüf etsem kalbim 'tıp' ediyor. Heyecanımdan yere düşeceğimi zannediyorum."
Sayfa 97·Kitabı okudu
Kur'ân-ı Kerim'in bize model olarak sunduğu insan tipleri arasındaki çeşitlilik, peygamberlerin seçiminde de görülebilir. Söz gelimi Hz. İbrahim'de gördüğümüz "sorgulayan ve tartışan" karakter ile Hz. Musa'nın konuşmasındaki "tutukluk", İslâm'ın peygamberlikte dahi tek tip bir insan öngörmediğini; temel ilahî ilkelere bağlı kalmak kaydıyla çok farklı kişilik özelliklerini model olarak sunduğunu göstermektedir. Efendimiz'in karakter ve ahlâkına baktığımızda da, O'nu diğerlerinden ayıran bambaşka kişilik özellikleri olduğunu görürüz. Çok düşünüp az konuşmak, tefekkür ve tezekküre zaman ayırmak, tek başına uzun ibadetlerle meşgul olmak, sevincini ve üzüntüsünü taşkınlığa kapılmadan ölçülü bir şekilde yaşamak gibi özellikler, O'na özgüdür ve bugün tek tipleşen, standartlaşan "dönemin ahlâkı"na büyük ölçüde uymamaktadır.
Sayfa 59 - Ketebe·Kitabı okudu