Demokrasimizin bir sorunu var.
Carl Schmitt başta Avrupa olmak üzere bütün Dünya'da pratik deneyimlerin artmasıyla parti hakimiyetinin kusurlarının ortaya çıkışını anlatmaktadır. Bu konu üzerine Carl Schmitt şöyle diyor; "Böylece, sağ ve sol eğilimler, muhafazakâr, sendikalist ve anarşist argümanlar, monarşisi, aristokratik ve demokratik perspektifler bu nokta da ittifak haline gelmişlerdir." Bunu çok önemli bir eleştiri olarak ele almalıyız. Çünkü Schmitt Weimar Cumhuriyetini, 3.Reichi ve İtalyan hükümetlerini yakından inceleme fırsatı bulmuştur.
Sanırım bunları bildikten sonra artık Parlamenter Demokrasinin Krizine odaklanabiliriz. Şunu kabul etmeliyiz ki Halkın egemenliği düşüncesi yüz yılımızın en kuvvetli fikirlerinden. Schmitt'in tabiri ile 19. ve 20.yüzyılda monarşi ile mücadele eden demokrasinin yegane zaferi. Ama Schmitt Demokrasi yavaş yavaş hayata geçirilmeye başlandıkça aslında beklendiği gibi olmadığını ve bir çok efendiye hizmet ettiğini ve özü itibariyle net bir hedefe asla sahip olamayacağını savunuyordu. Açık bir şekilde ifade etmek gerekirse kendilerini yönetsin diye halk tarafından seçilen vekillerin halkı temsil etmenin dışında kendi çıkarları doğrultusunda hareket etmeleri var olan parlamentonun meşruluğunu yitirmesine sebep olmaktadır. Bu birinci ve en önemli sorundur.
İkinci ve en önemli sorun Schmitt'e göre seçmenin iradesine karşı gelen yasalar. Buna şöyle bir açıklama getirmektedir. "Demokraside yurttaş, kendi iradesine karşı gelen yasalara da rıza gösterir çünkü yasa genel irade ve bu da, yine özgür yurttaşların iradesidir. Böylece, yurttaş aslında hiçbir zaman somut bir içeriğe rıza göstermez soyut olarak sonuca, oylama sonucu ortaya çıkan genel iradeye rıza gösterir ve yalnızca oyların toplanması sonucu genel iradenin ne olduğu