Tamer Yiğit

Tamer Yiğit
@tmrygt
Satan sum et nihil humanum a me alienum puto
Bir ortaçağ ozanının, 'Timor mortis conturbat me' nakaratındaki gibi, bu olayların tümünde tek bir fikir belirginleşir: ölüm korkusu. Sedir ağacı ormanı olayında, kahramanın tarihe geçecek bir isim bırakmak tutkusunu kamçılamaktan ileri gitmeyen bu korku, sadık dostunun ölümünden sonra kaçınılmaz bir saplantı halini alır. 'Sevdiğim Enkidu toza dönüşürken ben nasıl huzura kavuşayım? Nasıl rahat edeyim, bir gün ölüp toprağa gireceğim aklımdan çıkmazken?' Sonunda bu saplantı, yerini, kaybedilmiş fırsatlar ve ziyan olan umutlarla birlikte alaya bırakır. Destanın bitiminde ise ölüm, kahramanın beşeri hırsını ve tutkusunu yok eder.
Sayfa 25·Kitabı okudu
Edebiyat
Reklam
Atrahasis'in ya da Yücebilge'nin Şiiri Yazarı bilinmeyen, bin iki yüz dizeden oluşan, harikulade anlam yüklü ve o zamana kadar bilinmeyen bir sentez gücünden, denenmiş bir yaratma tekniğinden, düşünce ile dil arasında hiç rastlanmamış bir dengeden oluşan bu eser, insanlık "tarihi"nin, yaratılışından ve esatir çağından tarihsel çağa kadar, yani aşama aşama oluşarak ya da yenilenerek kendini uygun şartlar içinde bulduğu noktaya kadar, olağanüstü ve ölümsüz bir tablosunu çizdi; ve bu arada, bu tablo insan varlığına, onun ihtiyaçlarına, evrenin muazzam yapısı içinde tutarlı ve gerekli bir rol oynamasına tüm anlamını veriyordu.
Sayfa 37·Kitabı okudu
Edebiyat
Gılgamış'ın, ülkesine son derece yararlı, şerefli olduğu kadar sonu belirsiz ve tehlikeli de olan, ve benzer onca seferin anılarını içeren bir girişime kalkışmasının sebebi, aslında, çevresinde dolandığını gördüğü ve kendisinde bir dehşet, bir boşluk, ve insan hayatının anlamsızlığı duygusu yaratan ölümü aşmaktı. İşte bunun için koşuyordu kahramanlıklar ve zafer peşinde; ölmekten kaynaklanıyordu "üne kavuşmak" istemesi. Destan'ın ana teması ve can damarı, kaçınılmaz ölüm, onu ilk defa böylesine kaygılandırıyordu.
Sayfa 30·Kitabı okudu
Edebiyat
Bu eserde, Eski Versiyon'un ilk taslağından itibaren, henüz hiç kimsenin belirtmediğini sandığım bir paradoks söz konusudur. Bunca zahmete katlanarak sonsuz hayatı arayan ve sonunda, tüm umutlarını yitirip süklüm püklüm ülkesine dönen ve bir tür coşkuyla, ölümcül kaderinin peşinden gitmeyi kabulle- nen bu Gılgamış'ın adının önüne her yerde, çivi yazısının kurallarına göre, onu tanrısal yaratıklar arasında gösteren çivimsi "yıldız" işareti konulmuştur. Başka bir deyişle, böylece, en azından, yazarlar, editörler, düzeltmenler, yazıcılar ve okurlar onun gerçekleşmemiş arzusunun, yorgunluğunun ve yenilgisinin uzun gelişmesini izleyerek, Ölüm'ü ile ilgili Sümer efsanesinin açıkladığı gibi, Gılgamış'ın öldükten sonra "tanrılaştırıldığını" ve de bu dünyada boşuna aradığı bu ölümsüzlüğü elde etmiş olduğunu çok iyi biliyorlardı. Paradoks görünüştedir ancak. Çünkü Destan'ın yazarları ve okurları bunu biliyor idiyseler, tanrıların, kendilerini insanlardan tamamen ayrı kıldığı için böylesine esirgedikleri bu olağanüstü talihi Gılgamış'ın sezinleyemediğini, hatta umut bile edemediğini de biliyorlardı. Destan'ın sadece değişik versiyonları değil, onlardan önce, Sümer efsaneleri de, onu diğer insanlardan üstün, hatta bazen dev olarak da tanıtsalar, gerçekten bir insan diye kabul ediyorlardı. Onun tanrısallığı ve "üçte ikisinin tanrı, üçte birinin insan olduğu" hakkında bize söylenen şey, başka bir deyişle temel "niteliğini”, yani insanlığını kesinlikle paylaştığı diğer insanlardan, boy bos, zekâ, güç kuvvet, cesaret ve yiğitlik gibi, sadece "nicel" özelliklerinden ötürü, üstün oluşunun kabul edilmesi ve abartmalardan, insanüstülüğünü (Yunanistan'da söylendiği gibi "kahramanlığını") mümkün olduğu kadar vurgulamaktan ibaretti sadece. Eğer Gılgamış, her bakımdan insan, deyim yerindeyse,
Sayfa 297·Kitabı okudu
Edebiyat
Ölülerin cansız vücuduna iyi gelsin diye su dökerlerdi mezarlarına
Sayfa 278·Kitabı okudu
Tarih
Reklam