İçimdeki bildik Âdem' di sanırım; Tanrı'nın buyruklarına ilk isyan eden o ilk babamızın gölgesiydi. İnsan en tuhafıydı yaratılanların; doymak bilmez, hoşnut kalmaz, tanrıyla ya da kendi ile asla barışık olmayan, günlerini huzursuzluk ve boş gayretlerle geçiren, geceleri kasıtlı ve yanlış arzuların nafile düşleri ile dolu.
Onun için din Yunsan'dan öğrendiği kısmen de kendi kendine bulduğu bir dizi soyutlamadan ibaretti. Kaba dini, halk dinini, milyonlara ter döktürmenin sürmesini sağlayan bir araç sayıyordu
Yaşamı yalnızca olgusal olarak anlayabiliyoruz, ilkel insanın bir dinamoyu anladığı gibi; ama yaşamı akıl ile idrak edemiyor, yaşamın özünün doğasıyla ilgili hiçbir şey bilmiyoruz.
Geçmişi yendikten sonra, Zeus bugün ve yarını da yasalarının tekeline geçirmişe benzer. Oysa gerçek tam tersinedir: Gerçekte Zeus köle, Prometheus özgürdür. Bu özgürlüğü Prometheus nasıl ele geçirmiştir? Burada efsaneyi bir yana itip, kendi çağımızın egemenlik kavgalarına bakabiliriz: Yönetimi ele geçirmiş nice iktidar sahibi kişi ya da partiler vardır ki, karşılarına dikilip direnen tek tük düşünce sahiplerini susturup yok edebileceklerini sanırlar, oysa sonuç umduklarının tersine çıkar: İktidar sahipleri devrilir gider, düşünce sahipleri yener ve kalır. İnsan toplumunun bu değişmez yasasının bilincine varan Aiskhylos onu Prometheus diye bir efsanelik kişinin ağzından bildiriyor bize dek: Akıl gücü kaba güçten üstündür, düşünceye gem vurulamaz, özgür düşünce tutuklanamaz, susturulamaz, alt edilemez, olaylar nasıl gelişirse gelişsin, gelecekte egemenlik kaba kuvvetin değil, özgür düşüncenindir