Yaşamımızın akışı içinde hep kötülüklerden kaçınmaya çalışıyoruz, ama bir kez pençesine düştük mü bize en büyük dehşeti yaşatıyor ve içine düştüğümüz beladan bizi çıkaracak tek araç ya da kurtuluş kapımız da yine kendisi oluyor.
Nitekim zıddıyla gözümüze sokulmadan içinde bulunduğumuz gerçek durumu asla göremiyor, hep fazlasını istemekten sahip olduğumuzun değerini bilmeyi beceremiyoruz!
İstanbul'a dönmüştüm; iyiyle kötünün, güzelle çirkinin bir arada yaşandığı, kalın surlarından çok karmaşık olaylarıyla ünlü olan İstanbul'a. Beton yığınlarının arasına sıkışmış dar caddeleri, aceleyle bir yerlere koşuşturan insanları ve kirlenmiş gökyüzünün altında her geçen gün biraz daha solgunlaşan deniziyle İstanbul, bıraktığımdan daha kötüydü.