Miraç Buğra Tokaç

Miraç Buğra Tokaç
Bir Fende Uzman Olanın Başka Mevzudaki Görüşleri
Böyle birine "Bir sanatta uzman olanın bütün sanatlarda uzman olması gerekmez. Mesela fıkıh ve kelâmda uzmanlaşmış birinin tıpta da uzmanlaşması icap etmediği gibi, akli ilimleri bilmeyenin grameri de bilmemesi gerekmez. Aksine her ne kadar başka alanlarda cahil ve ahmak olsalar da her sanatın, kabiliyette başkalarını geride bırakarak belli bir dereceye ulaşan bir ehli vardır. Şu hâlde eskilerin matematik hakkındaki görüşleri kanıta, metafiziğe dair görüşleri ise tahmine dayanmaktadır. Bu durumu ancak tecrübe eden ve derinlemesine inceleyen kimse bilebilir" denilse ve bu bakış açısı taklit sebebiyle dinden çıkmış o kimseye kabul ettirilmeye çalışılsa bunu kabule yanaşmaz. Aksine hevâsının galebesi, bâtıl şehveti, tembellik arzusu ve akıllı görünme hevesi onu, filozofların bütün bilgilerinde onlara karşı hüsnüzan besleme hususunda ısrara sevk eder.
Sayfa 18·Kitabı okudu
Düşünce
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
İslâm'da Yalnız Müdafaa Savaşı Vardır?
Buna mukabil ikinci kısma gelince: Bunlar, "din-i İslâm'da harb, yalnız hal-i tedafü'de meşru kılınmış, müdafaa mecburiyyeti olmadıkça harbe cevaz verilmemiş ve İslâm silah ile değil, terk-i silâh nazariyesiyle ve ilm-ü akla, fikr-i hakka verdiği ehemmiyet ile ve kuvve-i iknaiyesi ve lisanı ile intişar etmiştir" diyorlar ve İslâm'ı müdafaa eder gibi görünerek Kur'ân'daki bütün kıtal emirlerinin tedafü-i harbe münhasır olduğunu ve Müslümanlıkta re'sen ilân-ı harbe ve taarruza cevaz olmadığını iddia ediyorlar. Bunlar da, Avrupa ve Hristiyanlık nokta-i nazarından daha ince ve derin bir fikr-i siyasî ta'kib eden yeni bazı erbab-ı kalemin fikirleridir. Bu zevat pek â'lâ bilirler ki, cevaz-ı harbin, hali tedafua münhasır olması binnetice müdafaa imkânının da selbine sebebdir. İcabında hasma takaddüm etmek için re'sen taarruz edebilmek hakkından mahrum olanlar daima denemezse de ekseriya müdafaa kudretine de malik olamazlar. Bu ise, hakk-ı müdafaanın da selbine musavidir. Bunlar, bunu bildikleri için taht-ı istilālarına aldıkları Müslümanları maddeten ve ma'nen silahtan tecrid için zahiren Din-i İslâm lehinde görünür telkinat ile yine İslâm aleyhinde ince bir ta'biye yapmış oluyorlar. Evvelkiler, Müslümanlık ne fena şey? Çünkü silah emrediyor diyorlar, berikiler de Müslümanlık ne iyi şey? Çünkü terk-i silahı emrediyor diyorlar ve bu iki fikir, binnetice Müslümanların silâhını almak maksadında birleşiyorlar.. .. Doğrusu, Dini İslâm'da ilk emirlerden itibaren hakk-ı müdafaa meşru olduğu gibi indelhace Fisebilillah olmak üzere hakk-ı taarruz da meşrudur. Hatta icabında bir vazifedir. Ve ancak bu mânâ iledir ki, bu ilk emr, mensuh değildir denebiliyor. Ve işbu Fisebilillah kaydı, her harbin rüknüdür. Bu mülahaza edilmedikce harb-ü kıtale asla cevaz bile yoktur. Bundan dolayıdır
Sayfa 30 - 2.cild 2/190 tefsiri·Kitabı okudu
Din İslam
Harb
Hakikat, şu hadis-i şerifin içindedir:" Allah Teâlâ, Kur'ân ile defetmeyeceği bazı fenalıkları kılıç ile def eder." Edille-i İlmiye ve Akliye, söz anlayan, ilme hürmet eden, insafı olanlar içindir. Bunları tanımayan ve fırsat bulduğu zaman her hakkı ve her nevi mukaddesatı çiğneyen ve çiğnemek için müterakkib olanların men'i fesadı ancak seyf ile mümkün olur. Bunun için haddizatinde iyi bir şey olmayan harb, ilm-ü akıl, nush-u irşad dinlemeyen ve mücerred şehvetlerden, garazlardan doğan büyük büyük fitnelere nazaran ehven-i şerrolur. Ve bu suretle bir hüsn-i izafi iktisab eder de, icabına göre tedafüî ve icabına göre taarruzî harblere girişmek bir vazife-i diniye ve müstahsene bile olur. Böyle olması için de, bunun ancak Fisebilillah, hak yolunda, hak uğrunda yapılması ve bu niyyetle hareket edilmesi lazım gelir, çünkü başka maksad ta'kib edenler def-i fitne vesilesiyle daha büyük fitneler ihdas ederler.
Sayfa 29 - 2.cild 2/190 tefsiri·Kitabı okudu
Din İslam
Allah'ın Rahmetinin Genişliği
Eğer bir kimse keşfin sadece kitaplarda yazılı delillere bağlı olduğunu zannederse Allah'ın geniş rahmetini daraltmış olur. Hz. Peygamber'e (sallallahu aleyhi ve sellem) "Allah kimi doğru yola iletmek isterse onun kalbini İslâm'a açar" âyetindeki "açma (şerh)" kelimesinin manası sorulduğunda: "O, Allah'ın kalbe bıraktığı bir nurdur" diye cevap vermişti. "Bunun belirtisi nedir?" denildiğinde ise "Aldanma yurdundan [dünyadan] sakınıp ebediyet yurduna [âhirete] yönelmektir"9 demişti. Yine Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) bu konuda şöyle buyurmuştur: "Yüce Allah mahlûkatı karanlıkta yarattı, sonra üzerlerine kendi nurundan serpti."10 İşte keşf bu nurdan istenmelidir. Bazı zamanlarda bu nur ilâhî cömertlikten dolayı taşıp akar. Böyle zamanları gözetlemek gerekir. Nitekim Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) "Hayatınızın bazı günlerinde Rabbiniz'in kerem meltemleri eser. Dikkat edin ve bu lütuftan yararlanmaya bakın"11 demiştir.
Sayfa 8·Kitabı okudu
Düşünce
Gazali Bilimi Bitirdi!
İkinci kısım, filozofların mezheplerinin dinin asıllarıyla asla çatışmayan görüşleridir. Bu, peygamber ve resulleri (Allah'ın salâtı üzerlerine olsun) tasdik etmenin zaruriyatından olmayan meseleler üzerine yaptıkları tartışmalardan ibarettir. Mesela, onların şu sözleri gibi: "Ay tutulması; yerkürenin Güneş'le Ay arasına girmesi sonucu Ay'ın ışığının yok olmasıdır. Çünkü Ay, ışığını Güneşten almaktadır. Yer yuvarlaktır ve sema onu her yandan kuşatmıştır. Ay, yerin gölgesine rastlayınca Güneşin ışığı ondan kesilir." Yine onların şu sözü gibidir: "Güneş tutulmasının manası, Ayın, bakan kimse ile Güneş arasına girmesi demektir. Bu ise Ay ile Güneşin aynı dakikada iki düğümde birleşmesiyle gerçekleşir." (Bu ikinci ihtilaf, bu kitabın mevzusu değildir) Aynı şekilde biz, bu tür fennin iptal edilmesi üzerinde derinlemesine durmayacağız. Çünkü bu hiçbir fayda sağlamaz. Kim bunu iptal etmek için münazaraya girişmenin dini bir konu olduğunu zannederse, dine karşı suç işlemiş ve dini işleri zaafa uğratmış olur. Çünkü bu meseleler, hiçbir şüpheye yer bırakmayan hendese ve hesapla ilgili delillere dayanmaktadır. Ay ve Güneş tutulmasının vaktini ve müddetini sebepleriyle beraber haber verecek kadar bu meseleleri iyi bilen ve delillerini inceleyen kimseye "Bu tavrın şeriata muhaliftir" denildiği zaman, söz konusu kimse kendi ilminden değil, şerîattan şüphe eder. “Akıllı düşman, cahil dosttan daha iyidir" denildiği gibi şerîatın kabul etmediği bir yolla, şerîata yardıma kalkışanın ona verdiği zarar, kendi yoluyla şerîata zarar vermek isteyenin ona vereceği zarardan daha büyüktür. .. Üçüncü kısım ihtilaf, dinin asıllarındadır) Üçüncü kısım, âlemin sonradan yaratılmış olması, Allah'ın sıfatları ve cesetlerin ve bedenlerin tekrar dirilişine dair hükümler gibi dinin asıllarına ilişkin
Sayfa 38·Kitabı okudu
Düşünce