Miraç Buğra Tokaç

Miraç Buğra Tokaç
Allah Bütün Günahları Bağışlayıcıdır
‎De ki, yani Allah tarafından şu hitabı tebliğ et. يَا عِبَادِيَ الَّذِينَ أَسْرَفُوا عَلَى أَنْفُسِهِمْ‬‎ Ey nefislerine karşı israf etmiş kullarım. İSRAF: Mal sarfında meşhur ise de, insanın yaptığı herhangi bir fiilde haddini aşmaktır. Burada cinâyet mânâsı da tazmîn olunarak على ile sıralanmıştır. Yani ma'siyette ifrât ederek kendi nefislerine cinayet yapmış olan kullarım! ‎‫لا تقنطوا من رحمة الله »ALLAH'ın Rahmetinden ümidi kesmeyin.» Bu âyetin‬‎ Kur'ân'da en ümidli âyet olduğu söylenir. Bununla beraber dikkat edilmek lazım gelir ki, bu ümîd, günâha teşvîk için değil, en günahkâr kimseleri bile bir an evvel tevbe ve inâbeye teşvîk için olduğu ikinci ve üçüncü âyetten zahirdir. Bunun sebeb-i nüzülünde bir kaç rivâyet vardır. Ata ibn Yesar'dan olan rivâyete göre, Hazret-i Hamza'nın katili Vahşî hakkında Medine'de nazil olmuştur. İbn Ömer'den rivâyet olunduğuna göre de demiştir ki: «Ayyaş ibn Ebî Rebía ve Velîd ibn Velid ve daha birkaç nefer müslüman olmuşlardı. Sonra ta'zīb edilmiş fitneye düşmüşlerdi. Biz, bunlar hakkında Allah, artık bunlardan ebeden hiçbir şey kabul etmez. Müslüman oldular, sonra da bir azab ile ta'zîb olunduklarından dolayı dinlerini terkettiler diyor idik. Bu âyetler nâzil oldu. Ömer İbni'l-Hattab kâtib idi. Bunları kendi eliyle yazdı, Ayyaş ibn Ebî Rebîa'ya ve Velid ibn Velîd'e ve diğer birkaç kimseye gönderdi. Onlar da, müslüman olup hicret ettiler. İbn Abbas'dan rivâyet olunduğuna göre de, Mekkeliler şöyle demişler: «Muhammed, zu'mediyor ki, putlara tapan, Allah ile beraber diğer bir ilâha dua eden ve Allah'ın muhterem kıldığı nefsi katleyleyen kimseler mağfiret olunmaz. O halde biz, nasıl hicret eder ve müslüman oluruz, ilâhlara tapmış, adam öldürmüşüz, ehl-i şirkiz. Bunun üzerine Allah Teâlâ قُلْ يَا عِبَادِيَ الَّذِينَ أَسْرَفُوا عَلَى
Sayfa 508 - 6.cild 39/53 tefsiri·Kitabı okudu
Din İslam
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Osman Alp-Osman Gâzî
Başlangıçtan beri uc beylerinin fetih politikasına iki prensip yön vermiştir: Gazâ ve istimâlet(gönül alma). Dinî ideoloji olarak İslâmî gazâ, hıristiyan ülkelerine karşı örgütlenmiş askerî uc bölgelerinde ilk aşamada aralıksız akınlar, daha sonra fetih ve yerleşme ve sonunda uc gazi beyliklerinin kuruluşu şeklinde bir gelişme göstermiştir. Gazâ, sanıldığı gibi kontrol altına alınan bölgelerde halkı İslâmlaştırma amacına yönelik değildi. Gazâ, dârülislâmın (Türkçe: illik) egemenlik alanını genişletmeyi amaçlar (zor altında İslâmlaşmış olanları Osmanlı idaresi gerçek müslüman saymamış, onlara"ahriyan" adı altında müslümanlardan farklı bir statü vermiştir). Kontrol altına alınmış bölgede yaşayan gayri-müslimler (Ehl-i Kitap) İslâm hukukunun tesbit ettiği kurallar altında bir statüye (ehl-i zimme) sahip olur ve bu kurallara saygı bey ve her müslüman için dini bir ödev kabul edilirdi. Osmanlı uc gazi beyleri bu kurallar hakkında din âlimlerine danışır ve uygulamada onlara uyum sağlamaya çalışırlardı. Fıkıh okumuş Ede-Balı ve Dursun Fakih Osman'ın danışmanlarıydı.
Sayfa 22·Kitabı okudu

Miraç Buğra Tokaç

, bir kitap okudu
9/10
·616 syf.·
73 günde okudu
·
2024 5. kitabı
Ekrem Buğra Ekinci
8.6/10 · 35 okunma
İslam Hukukunun Bugünü ve Yarını
Batılıların, müslümanlarla bir arada eşit vatandaşlık statüsünde yaşamaya başlaması ve bilhassa dünya barışını tehdid eden terör hâdiselerinin dinî kisveye büründürülmesi, gerek Batılıların, gerekse Müslümanların İslâm dinini ve bu dinin tatbiki demek olan şer'î hukukunu iyice ve doğru öğrenmeleri zaruretini doğurdu. Bilhassa İslâm hukukunda kadınların, çocukların, müslüman olmayanların ve hayvanların statüsü, meşru harbin (cihâdın) ne demek olduğu gibi hususların iyi bilinmesi, bir arada yaşayabilmenin gereklerini elde edebilmek için çok ehemmiyet kazanmıştır. Ancak zamanımızda global terör ve müslüman âlemindeki yanlış dinî tatbikatlar sebebiyle, Batıda çok kişilerin düşüncesinde, İslâm hukuku, kadın düşmanlığı, toleranssızlık ve sert cezalarıyla karakterize edilmektedir. Halbuki şer'î hukuk, tarihin en büyük feminist hukuk telâkkisini ortaya koymuş; kadının hukuki statüsünü, kendisinden önceki ve çağdaşı sistemlerden çok ileriye götürmüstür. Medreseler, Avrupa üniversitelerinin nüvesini ve modelini teşkil etmiş;İslâm hukuku, Avrupa hukukuna doğrudan ve dolaylı tesirde bulunmuştur. Şer'î hukukun ağır cezaları, tamamen suçun önlenmesi ve cemiyet barışının teminine matuf tedbirler manzumesidir. Bunlar da tahakkuku neredeyse imkânsız derecede ağır belli suçlara aittir. Üstelik İslâm ceza hukuku beşerî iradeye ve sosyal şartlara geniş bir saha tahsis eder. İnsan hakları, bilhassa 'öteki' ile beraber yaşamaya dair hükümleri cihetiyle İslâm hukuku ve müslümanlar, Batı dünyasından çok ileri ve pozitif bir tecrübeye sahiptir. Bu menfi imajın tashihide yine İslâm hukukunun özünü iyice kavramakla mümkün olabilecektir.
Sayfa 573·Kitabı okudu
Din İslam
10-SİGORTA (TE'MİN)
Sigortanın İslâm hukuku literatürüne girişi Avrupa ile ticaretin yoğunlaştığı XIX. asır başlarındadır. Buna dair ilk hükümlere 1836 yılında Şam'da vefat etmiş olan Hanefî mezhebindeki bir Osmanlı hukukçusu İbn Abidîn'in Reddü l-Muhtâr adlı eserinde rastlanır. Bu eserinde İbna Âbidîn, sigortanin ne kefälete, nede emânet akdinde emânetçinin ücret almasına benzemediğini isbatlamaya çalışmış; sigortanın garer, yani belirsizlik bulunduğu için fâsid bir sözleşme olduğunu ve dârülislâmda buna cevaz verilemeyeceğini bildirmiştir. Son Osmanlı şeyhülislâmlarından Mustafa Sabri Efendi ve Mısır Müftisi Bahît el-Muti'î de bir çesit kumar olarak gördüğü sigortaya cevaz verilemeyeceğini söylemis ve iane(yardım) sandıklarını bir hal tarzı olarak tavsiye etmiştir. Ebû Zehra, Yusuf Karedavî, Ârif Cüveycâtî gibi son devir ulemâsının çoğu, burada bir teberru, yani bağış mevzubahis olmadığı için sigortanın yardımlaşma sayılamayacağına, buna şirket de, kefâlet de denilemeyeceğine, buna binâen câiz olmadığına dikkat çekmistir. Mustafa Ahmed Zerkâ, sigortanın çeşitli cihetlerden bey' bi'l-vefa, akıle,muvâlât akdi, kefâlet gibi hukukî müesseselere benzerliğine işaret ederek câiz olduğunu söyler. Bu kanaatte olan başkaları da vardır. Şer'î hukukta, mebînin, yani satılan şeyin veya semenin, yani bedelin, tartışmaya sebebiyet verecek kadar meçhul olması akdin fesâdını icab ettirir. Böylece garer bulunan akidler câiz değildir.
Sayfa 566·Kitabı okudu
Din İslam