Halbuki küçük günah, büyük günah ayırımı "Allah kendisine ortak koşulması günahını bağışlamaz" ve "Yasaklandığınız büyük günahlardan sakınırsanız" âyetleriyle gerçekleşmiştir.
Nihai gerçeği Allah bilir ya, murâd-ı ilâhî şöyle olmalıdır: Şirk ancak tövbe ile bağışlanır, diğer günahlar ise Allah'ın lutfuyla bağışlanabilir ya da işlenen sevaplar sayesinde örtülür. Konunun mantığı bu takdirde yerine oturmuş olur ve Kur'an'ın küçük-büyük ayırımı da bir anlam kazanır.
Ka'bi'nin bu düşüncesi açısından hareket ettikleri içindir ki Mecûsiler'le Zındıklar şöyle demişlerdir: Allah Teālā eziyet veren, düzensizlik ve bozukluğa vesile olan hiçbir şey yaratmamış, hiçbir dostu öldürmemiş, düşmanı güçlendirmemiş, şeytanların hayatlarını sürdürmelerine vasıta olmamış, kendisine dil uzatacağını ve taatinden saptıracağını bildiği hiçbir kimseye destek vermemiştir. Bunu anlatmamızın sebebi i'tizál mezhebine ait temel görüşün Mecûsî ve Zenâdıka görüşünden örnek alınarak tespit edildiğinin herkes tarafından bilinmesini sağlamaktan ibarettir. Zira Kur'an'dan ve İslam'ın genel anlayış çizgisinden uzaklaştıkları durumlarda Mu'tezile âlimlerinin sığınağı sözü edilen görüştür. Bu sebepledir ki Peygamber aleyhisselâm, "Kaderi inkar edenler bu ümmetin Mecûsîleridir" demiştir. Eğer herhangi bir şeyin Allah tarafından yaratılmış olma statüsünün dışına çıkması mümkün olsaydı buna paralel olarak onun mülkiyet, rubûbiyyet ve benzeri medih isimleri statüsünün de dışında kalması imkân dahiline girerdi. Bu durumda her şeyde hakikat manasında ortakları bulunacağından Allah'ın herhangi bir vasıfla övülmesi söz konusu olmazdı. Bütün güç ve kudret Allah'a aittir.
İhtiyari fiillerin Allah Teala'ya da izăfe edilişi onların kullara aidiyetini ortadan kaldırmaz. Fiiller, mahiyetleri itibariyle Allah tarafından yaratılmaları ve bir zamanlar yokken O'nun tarafından icat edilmeleri açısından Cenâb-ı Hakk'a, kesbedilmeleri ve işlenmeleri (kesp, fiil) açısından da insanlara aittir. Bir de Allah insanlara emirler ve yasaklar yöneltmiştir. Birine, kendisine ait fiili bulunmayacak yerde emir ve yasak yöneltmek imkânsızdır.
Muhkem konumundaki bir kısım âyetlerin bazı kimselerce anlaşılmayıp gizli kalmasının sebepleri vardır: a) Böyle birinin fıtri karakterinin zevk alınacak şeylere düşkün olması; b) Alışkanlıklarından ayrılamaması; c) Güvendiği birine özenmesi; d) Sorup soruşturma işini yeterince yerine getirmemesi; e) Kendi aklına güvendiği için ilâhî hikmeti onun üzerine kurmayı tercih ederek aklını kendisine ulaşan nakle tâbi kılmaması ve böylece aslında muhkem olanın onun telakkisinde müteşābih durumuna düşmesi; f) Araştırmayı yetersiz yapması. İşte bu hususlar bütün her şeyin tanıklık etmesine rağmen tevhit inancından yüz çevirenleri de etkileyen faktörlerdir. Bütün güç ve kudret Allah'a aittir.