İmam rahimehullah şöyle dedi): İbnü'r-Ravendî risaleti ispat etmek amacıyla yukarıda sözü edilen gıdaları ve zehirleri birbirinden ayırt etme deliliyle istidlålde bulunmuş ve ardından şöyle demiştir: Bir bilgi vasıtası olarak haberin ya hiç sübut bulmadığı kabul edilir, bu durumda bizden önceki zamanları, uzak mekânları ve gelip geçen olayları bilmek imkân dahiline girmez ya da tevâtürü veya kaçınılmaz derecedeki haberleri benimseriz, bu takdirde de peygamberlere ait haberlerin de kabul edilmesi zarureti doğar. Bütün güç ve kudret Allah'a aittir.
Şimdi, Hz. Peygamber'in nübüvvetine Kur'an ile istidlålde bulunma yöntemine Verrâk'tan gelen eleştirinin temelsiz olduğunu dile getiren bazı özet görüşleri sıralayalım. Bu istidlaller birkaç çeşittir. Birincisi Kur'an'ın edebî metniyle istidlålde bulunmaktır. Doğrusu Kur'an'da Araplar'ın dil ve edebiyat geleneğinin dışına çıkacak yeni icat edilmiş yabancı bir ifade yoktur. Aksine Kur'ân-ı Kerim en mükemmel lafza ve en güzel kompozisyona sahiptir. Bilindiği üzere o günün Araplar'ı kendilerinin mahvolmasıyla sonuçlanan (savaş gibi) zorlukları kabullendiler. Ortada (Kur'an'a nazîre getirmek gibi) kolay bir iş ve buna israrla davet eden bir meydan okuma mevcutken onların bunu terkedip çok esirgedikleri canlarını feda etmeleri ihtimal dahilinde değildi. Kur'an'a nazîre getirme yönteminde Araplar'ca en sevimli şey olan hayatın korunması söz konusuydu. Bu durum bizzat kendi aczlerinden ileri gelmiştir, bu acziyet onların yapısal özelliklerinin gereği olarak düşünüleceği gibi bir imtihan vesilesi de olabilirdi. 23
İkincisi hakkında sadece Ehl-i kitap âlimlerinin bilgisi bulunan bütün hususları Kur'an'ın beyan etmesidir. Bunun yanında Resûlullah'ı görüp tanıyan herkes onun söz konusu âlimlerin yanına gidip gelmediğini ve önceden