Miraç Buğra Tokaç

Miraç Buğra Tokaç
Köleliğin Menşei
Köleliğin çok eski kavimlerde de bulunduğu; bunu İslâmiyet'in ihdas etmediği bellidir. Maamafih bu müessesenin kaldırılmasını, siyasî, sosyal ve iktisadî sebepler dolayısıyla uygun görmeyip, onu ıslah ettiği, kölelerin hukukî ve sosyal vaziyetlerini düzelttiği de bir hakikattir. Eski cemiyetlerde, kölelik neticesini doğuracak pek çok yol meşru kabul edilmişti. İbrânîlerde, yani Yahudi hukukunda, borcunu ödeyemeyen kimse köle yapılırdı. Bâbil ve Roma'da da borç yüzünden köle olunduğu gibi, bir insan kendisini veya oğlunu köle olarak satabilirdi. Câhiliye devri Araplarında bunlara ilâveten, kumarda kaybeden kimseler de köle yapılırdı. Kilise hukuku, köleliği ıslah edici hiçbir hüküm getirmediği gibi, kölelerin efendilerine mutlak itaatte bulunmalarını tavsiye ile yetinmiştir. Hatta Kitab-ı Mukaddes'in eldeki muharref nüshalarındaki bazı ifadeler (Tekvin, 9/25-27), insanların bir kısmının doğuştan diğerlerine köle olacakları şeklinde tefsîr edilmiş; bu sebeple Hazret-i Nuh'un torunu Kenan'ın soyundan geldiği söylenen zenciler, sırf bu sebeple köle yapılmıştır. Eski kavimlerde sudan sebeplerle köle haline getirilen kimseler, en ağır işlerde çalıştırılmış; kırbaçların altında türlü eziyet ve işkenceler altında en ufak bir haktan, hatta hukukî statüden mahrum bir şekilde ömürlerini geçirmişlerdir. İslâmiyet, köleliğin sebebini yalnızca ve münhasıran harb olarak tesbit etmiştir. Bunun dışında borç veya suç sebebiyle yahud kendi arzusuyla kölelik meşru görülmemiştir. Nitekim yenilen muhariplerin esir edilmesi, tarih boyunca herkes tarafından en tabiî harb hukuku kâidelerinden birisi sayılır. İslâm ordusu, düşmanları yendiği zaman, muharip olmayanlarla icabında zimmet anlaşması yapılarak bunlara vatandaş statüsü verilir; yahud bunlar başka bir ülkeye göçerlerdi. Muharipler
Sayfa 380·Kitabı okudu
İslam
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
İslam Kadınlarına Muhadderelik Müstehaptır
‎‫با نساءَ النَّبِيِّ لَسْتُنْ كَأَحَدٍ مِنَ النِّسَاء Ey Peygamberlerin kadınları siz, ale'l-umum‬‎ kadınlardan herhangi biri gibi değilsiniz. Sizde diğer kadınlarda bulunmayan sıfatlar var: Peygamberler'in, en hayırlısının zevceleri ve bütün mü'minlerin anaları olmak vasıflarını haizsiniz. ‎‫ان اتَّقَيْتُن‬‎ Eğer korunursanız, bu has vasıflarınızı korursanız, yahud halinize lâyık takva ile korunacaksanız. Bu şart, bir mânâ ile yukarının, bir mânâ ile de aşağının kaydı oluyor. فَلا تَخْضَعْنَ بالقول halde söze yılışmayın. Bir söz söylendiği zaman sınık yılışık bir surette cevab vermeyin ve söylerken yayılarak, kırıtarak söylemeyin ‎‫فَيَطمَعَ الَّذِي فِي قَلْبِهِ مَرَضٌ‬‎ de kalbinde bir maraz olan, kalbi çürük kötülüğe mâil kimseler bir tama'a düşmesin وَقُلْنَ قَولاً‎ ‎‫مَعْرُونًا ve ma'ruf söz söyleyin. Yâni tasannu'dan, yapmacıktan âri vakar ve ciddiyyetle dosdoğru söyleyin, yâhud sert olsa da ma'kul ma'kul ve meşru', güzel söz söyleyin. ‎‫وَقَرْنَ فِي بُيُوتِكُنْ‬‎ Hem evlerinizde oturun, yani evlerinizde karar edin. ‎‫ ولا تبرجن تبرج الجاهلية الأولى Ve evvelki cahiliyyet çıkışı gibi çıkmayın, yâni İslâm'dan‬‎ evvelki cahiliyyet âdeti gibi süslerini göstererek ve görünmek için kırıtarak çıkmayın. Bu âyet, bu emir ve nehy ile Resûlullah'ın zevcelerine yalnız tesettürü değil, bilhassa hıdri, yâni yabancı erkeğe hiç görünmemek demek olan muhaddereliği dahi vâcib kılmıştır. Diğer İslâm kadınları için ileride geleceği ve Sûre-i Nûr'da geçtiği üzere tesettür vacib ise de, hıdir, vacib değil, müstehabdır. Bütün İslâm kadınlarının da, Peygamberin zevcelerinin siyret ve ahlâkını nümüne ittihaz etmeleri elbette bir hakları ve şerefleridir. Lâkin hepsine muhaddereliğin bir feriza olması harec olurdu. Onun için ileride" Ey O peygamber! Zevcelerine ve kızlarına ve
Sayfa 325 - 6.cild 33/32-34 tefsiri·Kitabı okudu
İslam
5-KANUN YOLLARI (TEMYİZ)
Şer'i hukukta mahkemeler prensip itibariyle tek derecelidir. Hüküm verildikten sonra hatâ veya yeni deliller ortaya çıkarsa, yahud gıyâbında hüküm verilen taraf gelir ve def'-i dâvâda bulunursa muhakeme tekrar edilebilir. Usûlüne ve hukuka uygun olarak verilmiş bir hükmü, başka bir hâkim veya merci bozamaz. Bir kadının usûlüne uygun olarak verdiği hüküm, bir başka kâdıya götürülemediği gibi; hukuka aykırı olmadıkça üst merciye de götürülemez. Çünki kadılar arasında hiyerarşi yoktur. Mahkemelerde şühüdü'l-hâlin varlığı ve fetvå müessesesi, istinafa ihtiyacı azalmaktır. Üstelik hukuka aykırı olarak verilmiş kararlar, iptali istenmiş olmasa da keenlemyekûn, yani hukuken yok hükmünde sayılır. Bir mahkeme hükmünün hukuka aykırı olduğunu düşünen taraf, bunun aleyhine bir başka yargı merciinde veya bir üst mahkemede itirazda bulunabilir. Şer'î hukukta bir dâvâ, ancak hükümdarın emriyle veya izniyle başka bir hâkim tarafından yeniden görülebilir. Çünki bütün hâkimler, hükümdarın vekilleridir. Bir mahkeme hükmü, hukuka aykırı verilmiş ise bu hüküm, hükmü veren hâkim tarafından bozulabileceği gibi; bir başka hâkim ve her halde hükümdar tarafından bozulur. Hüküm bozulduktan sonra, hükmün düzeltilmesi veya icabında yeniden muhakeme yapılması için ya hükmü veren veya bir başka mahkeme vazifelendirilir. İslâm tarihinde, ferdler, hukuka aykırı verildiği kanaatinde oldukları hükümleri, merkezdeki divan-ı mezâlimlerde, Osmanlılarda da bunun muadili olan Divan-ı Hümayun'da temyiz edebilirdi. Divan-ı Hümâyun en yüksek devlet mahkemesi idi. Divan-ı Hümayun, hükmü tedkik eder; hukuka aykırı bulursa bozar; dâvâyı tekrar görülmek üzere ya hükmü veren veya başka bir mahkemeye gönderir; yahud da ehemmiyetine binâen dâvâya bizzat kendisi bakarak neticelendirirdi.
Sayfa 352·Kitabı okudu
İslam
3-DAVANIN CEREYANI
Teşkil-i tarafeyn olunmadan, yani taraflar hâkim huzurunda hazır edilmeden dâvâya girişilemez. Önce dâvâ açana şikâyeti, sonra da dâvâlıya buna vereceği cevap sorulur. Dâvâlı iddiayı ikrar ederse, hâkim dâvâcıya hak verir. Dâvâlı iddiayı inkâr ederse; hâkim dâvâcıdan şâhid ister. Dâvâcı iddiasını şâhidlerle isbat ederse, hâkim dâvâlıya, şâhidler için bir diyeceği olup olmadığını sorar. Dâvâlı kabul ederse, dâvâcının haklı olduğuna karar verilir. Dâvâlı, şahidlerin yalan söylediğini iddia ederse, bu defa hâkim itimad ettiği iki kişiden, önce mektupla, sonra mahkemede sözlü olarak şâhidlerin hâlini sorar. Şâhidliğe elverişli oldukları anlaşılmazsa, dâvâcıdan yeniden şâhid istenir. Dâvâcı şâhid bulamazsa, kendisine dâvâlıdan yemin isteyip istemediği sorulur. İsterse, hâkim dâvâlıya yemin ettirir. Yemin istemezse veya dâvâlı yemin ederse, hâkim dâvâyı reddeder. Yemin etmezse, dâvâcı mahkemeyi kazanır. Hâkim, önce tarafları sulha davet eder. Hâkimin önceden hükmünü taraflara ihsas ettirmesi (hissettirmesi) ve hükmün sebepsiz tehiri câiz değildir. Şer'î hukukta, cezâ dâvâları da, hukuk dâvâları da, ticaret dâvâları da, idare dâvâları da käideten hep aynı usule tâbi'dir. Ancak mezalim mahkemelerinde bazı istisnâî tatbikat bahis mevzuu olabilir. Dâvâcının haklı çıkması üzerine hâkimin verip taraflara tefhim ettiği (aleni bildirdiği) karar artık nihâî hüküm hâlini alır, bir daha aynı iddia ve delillerle iki taraf da dâvâ açamaz. Mahkemede görülen bir dâvânın hükmü, nizâyı çözmüş ve itiraz, istinaf, temyiz için müracaat edecek başka bir üst adlî merci de yoksa, bu hüküm bir kaziyye-i muhkeme hâlini almış sayılır. Dâvâcının dâvâsını isbat edememesi hâlinde, dâvâcı, sonradan yeni delillerle aynı iddiayı mahkeme önüne götürebilir. Mahkeme kararı tescil edilir; bir vesikaya
Sayfa 351·Kitabı okudu
İslam
Kadınların Şahitliği
Şahidlik nisâbı, çeşitli ihtimallere göre bizzat Kur'an-ı kerîmde tanzim olunmuştur. Zinâ haddinde dört, diğer haddler ve kısas için iki erkek şâhid lâzımdır. Mâlî haklarla nikâhta iki erkek veya bir erkek ile iki kadın aranır. Taraflardan birisi zimmî ise, şâhidler de zimmî olabilir. Bu nisâbın aranması, erkekle kadın arasında eşitsizlik olduğu için değildir. Nitekim kadınlar arasında işlenen cinayetlerde; doğumun zamanı ve bekâretle alakalı sadece kadınların bilebileceği hususlarda; ayrıca şâhidlerin tezkiyesinde, suların temizliği, kıblenin istikameti, kesilmiş hayvanın leş olup olmadığı gibi (şeriatin çok daha ehemmiyet atfettiği) dinî mevzularda tek kadının şahidliği kabul edilmektedir. İnsanların birbirine üstünlüğünün ancak takvâ, ilim ve cihâd ile olduğunu Kur'an-ı kerîm bildirmektedir. Bir kadının şahidliği, ancak kendisini teyid eden bir başka kadının beyânıyla uyuşması hâlinde makbul olur, demektir. Böylece kadınlar, külfetli bir iş olan şahidlikten korunmuştur. Bunun bir sebebini de o zamanlar İslâm cemiyetinde kadınlarla erkeklerin birbirinden ayrı mekânlarda yaşamakta oluşunda aramalıdır. Bir kadının, erkekler arasında cereyan eden hukukî muamele ve hadiselerden hakkıyla haberdar olması beklenmezdi.
Sayfa 348·Kitabı okudu
İslam