Teşkil-i tarafeyn olunmadan, yani taraflar hâkim huzurunda hazır edilmeden dâvâya girişilemez. Önce dâvâ açana şikâyeti, sonra da dâvâlıya buna vereceği cevap sorulur. Dâvâlı iddiayı ikrar ederse, hâkim dâvâcıya hak verir. Dâvâlı iddiayı inkâr ederse; hâkim dâvâcıdan şâhid ister. Dâvâcı iddiasını şâhidlerle isbat ederse, hâkim dâvâlıya, şâhidler için bir diyeceği olup olmadığını sorar. Dâvâlı kabul ederse, dâvâcının haklı olduğuna karar verilir. Dâvâlı, şahidlerin yalan söylediğini iddia ederse, bu defa hâkim itimad ettiği iki kişiden, önce mektupla, sonra mahkemede sözlü olarak şâhidlerin hâlini sorar. Şâhidliğe elverişli oldukları anlaşılmazsa, dâvâcıdan yeniden şâhid istenir. Dâvâcı şâhid bulamazsa, kendisine dâvâlıdan yemin isteyip istemediği sorulur. İsterse, hâkim dâvâlıya yemin ettirir. Yemin istemezse veya dâvâlı yemin ederse, hâkim dâvâyı reddeder. Yemin etmezse, dâvâcı mahkemeyi kazanır. Hâkim, önce tarafları sulha davet eder. Hâkimin önceden hükmünü taraflara ihsas ettirmesi (hissettirmesi) ve hükmün sebepsiz tehiri câiz değildir. Şer'î hukukta, cezâ dâvâları da, hukuk dâvâları da, ticaret dâvâları da, idare dâvâları da käideten hep aynı usule tâbi'dir. Ancak mezalim mahkemelerinde bazı istisnâî tatbikat bahis mevzuu olabilir.
Dâvâcının haklı çıkması üzerine hâkimin verip taraflara tefhim ettiği (aleni bildirdiği) karar artık nihâî hüküm hâlini alır, bir daha aynı iddia ve delillerle iki taraf da dâvâ açamaz. Mahkemede görülen bir dâvânın hükmü, nizâyı çözmüş ve itiraz, istinaf, temyiz için müracaat edecek başka bir üst adlî merci de yoksa, bu hüküm bir kaziyye-i muhkeme hâlini almış sayılır. Dâvâcının dâvâsını isbat edememesi hâlinde, dâvâcı, sonradan yeni delillerle aynı iddiayı mahkeme önüne götürebilir.
Mahkeme kararı tescil edilir; bir vesikaya