"Çünkü Mevlana Celaleddin Rumi adlı İranlı gatekeeper Türkleri sevmezdi. Hacı Bektaş Veli'ye olan özel garezi ise artık bir sır değil. Gerçek anlamda bir muhteşem yüzyıl yaşanan on üçüncü asır Anadolu'sunda günlük hayat, Türklerin yaşamak için direnmesi, Selçuklu'nun onları kesip durması ve Moğolların hepsine birden kan kusturmasıyla geçer. Oysa Rumi'nin eviyle bahçe duvarları ortak olan sarayın Arap işbirlikçisi Selçuklu Hanedanı da Türk'tü. Ama Sünnileşmişlerdi. Hacı Bektaş Veli önderliğindeki cümle Anadolu erenlerinin istediği tek şey, kendi inançlarına göre insanca yaşamaktı. Lakin çok akıllı, çok bilgili, çok çalışkan ve çok neşeliydiler. Hiçbir iktidar tebaasının neşelenmesini istemez. Çünkü ancak neşeli insanlar direnebilirler. Anadolu'nun Alevi Türkleri de iktidara karşı direniyorlardı ve üstelik onların bu direniş hareketinin asli unsurlarından birisi, Bacıyan-ı Rum'du. Yani,Anadolu Bacıları. Bu kadınların mürşitleri Hacı Bektaş Veli 'nin manevi kızı Kadıncık Ana'ydı ve destek unsuru değil, asli unsuru oldukları direnişin ruhunu bütün Anadolu'nun kulağına onlar üflüyordu. Kayseri Kalesi Moğollara karşı savunulurken de oradaydılar, daha sonra Oğuzlardan Osman Bey 400 çadırlık obasını devlet ilan etmek için debelenirken de. İşin en eğlenceli kısmı ise Rumi'nin kızlarından Melike Hatun'un da bir dönem Bacıyan-ı Rum'a karışmış olmasıdır. Melike Hatun'un Bacıyan-ı Rum'a karıştığını gözleriyle gören bir başka İranlı, Şemsi Tebrizi, durumu hemen Rumi'ye yetiştirir ve Melike Hatun direnişçilerin arasından 'kurtarılır'. Sonrasında Melike Hatun'a ne olduğunu bilmiyorum."