Kucağıma aldım aşkı Baktım olacak gibi değil, kalbime bastım Sen ki benim en kurak toprağımdın Yağmur suyu hürmetine sana kandım Kandım... içe içe yandım. Yalnızlığımsan da, yalnızsan da gel artık Sözüm geçmez oldu kalbimde silkelenen atlara Bitmemiş bir şiir gibi Ya da yitirilmiş, hatırlanmayan Gökyüzünde bile dikiş tutturamayan martılar Artık hangi denize sığar Artık hangi hayali süsler Sanki bir şeyler hep eksik kalacak, bir şeyler Toprağının altında upuzun bir su olacağım Gözlerimle kamaştım bedenine sanki
Nadir Şah Nadir Şah Afşar (22 Ekim 1688, Dergez - 19 Haziran 1747, Fethabad), Afşar İmparatorluğu'nun kurucusu ve ilk hükümdarı olan Türkmen şahtır. Azerbaycan ve İran tarihlerinin en güçlü hükümdarlarından biri kabul edilip, 1736'dan 1747'deki suikastına kadar Afşar İmparatoru ve İran şahı olarak hüküm sürmüştür. Batı Asya, Güney Kafkasya, Orta Asya ve Güney Asya'da birçok seferde savaşmıştır. Askeri dehası nedeniyle, bazı tarihçiler onu İran'ın Napolyonu veya İkinci İskender olarak tanımlamıştır.İran, Azerbaycan, Hindistan'ın kuzeyi ve Orta Asya'nın bir bölümünü içine alan büyük Afşar İmparatorluğunu kurdu. Afganlar, Osmanlılar ve Babür İmparatorluğu'na karşı zaferler kazandı. Nadir Şah, Asya'nın son büyük fatihiydi. Osmanlılar ve Babür İmparatorluğu arasında Afşarlar'ı yeniden saygın bir yere getirdiği için övülür. Kaynaklarda Nadir Şah'ın, teşkilatçı, cesur, zeki ve çok enerjik bir yapıya sahip olduğu belirtilmiştir. Farsça'yı çok iyi bildiği halde Türkçe'yi (Çağatayca) kullanmayı tercih etmiştir. Hatta Çağatayca Türkçesi ile yazılmış yarlığı mevcuttur. Hindistan'da Karnal Muharebesinden sonra Babürlüler hükümdarı Muhammed Şah'la, Nadir Afşar arasındaki görüşmede iki hükümdar Türkçe konuşmuşlardır. Nadir Şah, Safeviler'in aksine Şia'yı Caferilik ismi altında dört Sünni mezhebin yanında beşinci İslam mezhebi saymak istemiş ve bu amacı onun iç ve dış politikasının temelini oluşturmuştur. Nadir, Horasan'daki Abiverd hudut bölgesinde yaşayan Afşarlar'ın “Kırklu/Kıruklu” obasına mensuptur. Obasının kış için göçü sırasında Dasgird/Dergez köyüne ulaşıldığında doğdu. Babası İmam Kulu Beğ oğluna Nadir Kulu adı verdi. İmam Kulu Beğ hakkında kaynakların bazılarında deriden elbise dikicisi veya kürkçü olduğu, bazılarında da çoban olduğu söylenmiştir. Küçük yaşta babasını
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Ruhumun Toprağı İnan bana sevgilim, Sadece kelimelerde değil, sükûtun gölgesinde bile seninim… Al ruhumun toprağını, kendi ellerinle yoğur, İster nefesinle can ver, ister kalbine katıp baştan yarat; Yıkıntılarımdan kendine yepyeni bir "ben" inşa et. Al, dökülen her yanımı, Savrulan her zerrem senin. Sanki asırlardır göçebe bir ruhmuşum da, Bu dünyaya yalnızca senin adını bulmak için fırlatılmışım… Hiçbir yere ait olmamış, hiçbir yoldan geçmemişim gibi, Zamanı yendim ve senin kalbinin o son durağında durdum. Al beni, haritaların bile bilmediği o uzaklara götür. Zamanın ve mekânın silindiği o sessizlikte, Sadece senin sesin, sadece ikimizin ruhu olsun. İstediğini yap bana, Dilediğin gibi karıştır ruhumu; Çünkü bu eksik ruh, Ancak senin sesinin suyunda canlanır. Ancak sana karıştığında ebedi cennetine ulaşır…
Beni bir soğuk kaldırımda unuttular kök saldığımda koparılıp bir çiçek bahçesine ekemezsiniz, ne ben sizin toprağınızda yeşeririm ne siz kokumu içinize çekersiniz genzinizi yakarım bana biçim veremezsiniz . Neek
Duygu ve Düşünce
kucağıma aldım aşkı baktım olacak gibi değil, kalbime bastım sen ki benim en kurak toprağımdın yağmur suyu hürmetine sana kandım kandım... içe içe yandım. yalnızlığımsan da, yalnızsan da gel artık sözüm geçmez oldu kalbimde silkelenen atlara bitmemiş bir şiir gibi ya da yitirilmiş, hatırlanmayan gökyüzünde bile dikiş tutturamayan martılar artık hangi denize sığar artık hangi hayali süsler sanki bir şeyler hep eksik kalacak, bir şeyler toprağının altında upuzun bir su olacağım gözlerimle kamaştım bedenine sanki yağmurun önünde utanmadan ağladım iki denizfenerinin bana gözkırptığı o gece silivri'de bile, seni hiç aldatmadım boynundaki o cumartesi kokusu nerden geldi, nerden sızdı yalnızlığıma sana baktıkça içimden koşmak geliyor...
Şiir
VATAN SAĞ OLSUN…
Bugün şehitlikteydim. Musa abinin de toprağını sularken çiçeklerin arasına iliştirilmiş küçük bir not gördüm: "Anneler günün kutlu olsun oğlum." O an içimde tarif etmesi zor bir sızı hissettim. Bir annenin, Anneler Günü'nde oğlundan çiçek almayı beklediği bir günde, elinde çiçeklerle oğlunun mezarına gelmesi ne ağır bir imtihan... Oğlunun ona uzatması gereken çiçeği, o; buz gibi mermerin ardında yatan evladına getirmişti. Musa abinin annesi her sabah şehitliğe gelir, oğluyla konuşur, hasretini toprağa anlatır. Bu not da o hasretin sessiz bir haykırışı. Bir annenin kalbinde yıllar geçse de dinmeyen özlemin, kapanmayan yaranın satırlara dökülmüş hâliydi. Şehitlikten ayrılırken anladım ki acı, sadece düştüğü yeri yakmıyor.Eğer insanın yüreği hâlâ hissedebiliyorsa, o ateş hepimizin içine dokunuyor. Çünkü bazı anneler için evlat hasreti hiç bitmiyor; bazı bayramlar, bazı özel günler hep biraz eksik kalıyor.
1000Kitap