Toprağını Kaybeden İnsan, Kendini de Kaybeder mi?
Gazap Üzümleri'ni hâlâ okuyorum. Fakat şimdiden hissettiğim şey şu: Steinbeck yoksulluğu anlatmıyor sadece; insanın dünyadaki yerini sorguluyor. Bir evini kaybettiğinde aslında neyi kaybeder? Toprağını mı, anılarını mı, kimliğini mi? Belki de insanın en büyük korkusu aç kalmak değil, ait olduğu yerden kopmaktır. Çünkü bazen insan ekmeğini kaybetmeden önce anlamını kaybeder. Kitap ilerledikçe anlıyorum ki yoksulluk, yalnızca cebin değil, dünyanın insana karşı sessizleşmesinin de adıdır.
Edebiyat
Benim, Kemale kabiliyetli kardeşim!... Hak, muradınızı gerçekleştirsin.. Bu dünya, sadece ahiret ekininin tarlasıdır. Yazıklar olsun o kimseye ki, bu dünya fırsatını kaçırır, kabiliyet toprağını ekmez ve fazilet tohumlarını heba eder.
Sayfa 90·Kitabı okuyor
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
kucağıma aldım aşkı baktım olacak gibi değil, kalbime bastım sen ki benim en kurak toprağımdın yağmur suyu hürmetine sana kandım kandım... içe içe yandım. yalnızlığımsan da, yalnızsan da gel artık sözüm geçmez oldu kalbimde silkelenen atlara bitmemiş bir şiir gibi ya da yitirilmiş, hatırlanmayan gökyüzünde bile dikiş tutturamayan martılar artık hangi denize sığar artık hangi hayali süsler sanki bir şeyler hep eksik kalacak, bir şeyler toprağının altında upuzun bir su olacağım gözlerimle kamaştım bedenine sanki yağmurun önünde utanmadan ağladım iki denizfenerinin bana gözkırptığı o gece silivri'de bile, seni hiç aldatmadım boynundaki o cumartesi kokusu nerden geldi, nerden sızdı yalnızlığıma sana baktıkça içimden koşmak geliyor...
Avrupa'dan kalkıp gelenlerin ne humustan ne de falafelden haberleri vardı ama yine bunları "otantik Yahudi mutfağı"nın yemekleri ilan etmişlerdi. Katamon'daki köşklerin "eski Yahudi evleri" olduğunu söylemişlerdi. O toprakta yaşayan, onu seven, ekip biçen atalarına ait tek bir fotoğrafları yahut da eski bir çizimleri yoktu. Yabancı ülkelerden gelip Filistin'in toprağını kazmışlar ve Kenanlılara, Romalılara ve Osmanlılara ait sıkkeler çıkartıp onları "kadim Yahudi kalıntıları" diye satmışlardı. Yafa'ya gelmiş, karpuz büyüklüğündeki portakalları görünce, "Duyduk duymadık demeyin! Yahudiler portakallarıyla bilinirler!" demişlerdi. Halbuki o portakallar, narenciye yetiştirmeyi sanat haline getirmiş Filistinli çiftçilerin yüzlerce yıllık emeğinin meyveleriydi.
Sayfa 326
"Zira bir ülke altın madenleriyle zengin olmaz;toprağının verimliliği, sanayii ve ticaretiyle olur, ki bunlar da genellikle altın bölgelerinde eksik olan şeylerdir. "
Sayfa 286·Kitabı okudu
Alıntı
Anadolu ve Rumeli ufkun iki ucunda iki ahşap ko­nak gibi yanıyor; yangından çıkanların uçan saçla­rıyla ufukta insanlar koşuyor: Doksan üç muhacirle­ri... Muhacir, gideceği yer olmadan biteviye yürüyen hayalettir; adını bilmediği bir başka hayaletin ekme­ğini yiyecektir. Fakat Moskof atı ve neferinin altı ayaklı vahşetle kovaladığı Türk muhacirine nisbet başka muhacirler seyyah kadar eşyalı, erzaklıdır 93 harbinde üç şeyin hududu yoktu: Hastalığın, açlığın, vatan toprağının! .. Alevde iki göz, demirde 32 diş: Bu, Moskof ordu­su, Moskof süngüsü idi! 93'te ölümün uykudan uyan­mış gibi sersem bir hali vardı: Kudurmuş kurt bile, kazalaşan kader bile ölümü bu kadar haksız bir şekle koyamamıştır. Dünyanın her yerinde aczin muhterem olan dört şekli (çocuk, kadın, hasta, ihtiyar) Moskof bayrağı altında yürüyen ölümün ilan ettiği müsavat önünde bir asker gibi demirle öldürüldü. 93 muhaci­rinin Edirne'de gömleği, Ayastefanos'ta eti, İstanbul'da derisi yoktu.