sanki kubbe olmazsa dualarımız, ibadetlerimiz Allah indinde makbul olmayacakmış gibi kubbeyi bir put haline getirmişiz. artık o putları kırmak lazım.
bir tabir, bir kelime yoksa onun ifade ettiği şey de yok demektir.
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Hiç değilse "kafes"i doğru dürüst onaralım, bir gün onun içine hakikaten o kafese layık bülbüller gelir.
Biz muhabbet eriyiz oğlum, hürmet meraklısı, hürmet delisi değiliz.
Yüce Rabb'imizin bu emrine uyarak, Rasülüllah -sallallahu aleyhi ve sellem-'in yaptığı gibi, namazda Fatiha'dan sonra ya uzunca bir âyet veya uzun ya da kısa bir sure okumak gerekir. Okunacak surelerin seçiminde, musalli, kolayına geleni tercih etme hakkına sahiptir. Ancak, Rasûl-i Ekrem -aleyhisselam-'ın yaptığı gibi; sabah ve öğle namazlarında uzun, ikindi ve yatsı namazlarında orta, akşam namazlarında ise bazan kısa, bazan da uzun sureler okumak şüphesiz daha efdaldir. Yine onun uy-gulamasını örnek alarak; sabah namazında Kâf ve Rūm, Tekvîr, Zilzal, Felak ve Nâs, Mü'minûn (Cuma sabahları Secde ve İn-san) surelerini, öğle namazında bazan Secde, bazan da A'lâ ve Leyl ile Bürûc ve Târık surelerini, ikindi namazında öğle kıräetinin yarısı veya tamamı kadar, akşam namazında A'raf, Tûr veya Mürselât, bazan Sâffât ve Duhân, A'lâ ve Tîn, Felak ve Nâs sureleri ile kısa sureleri (ancak akşam namazında devamlı kısa sureler okumak hoş görülmemiştir), yatsı namazında ise Tîn, Şems, A'lâ, Leyl ve benzeri sureleri okumak daha uygun ve sünnete muvafıktır.
Sayfa 107·Kitabı okuyor
Arap topraklarında Sufilere karşı yapılan en ateşli suçlamalar Muhammed ibn Abdü’l-Vahhab’ın (ö. 1792) yazılarında bulunur. Onun takipçileri kendilerine Muvahhidun (tevhidciler) derler ve Allah’ın birliğinden şüphe edilemeyeceğini vaaz ederler. Ancak muhalif çağdaşları onlara hareketin kurucusunun isminden hareketle Vehbabiler demiştir. Muhammed Abdü’l Vahhab, İbn Teymiye ve Birgili Mehmed ile çağdaşlarının çoğunun benimsediği İslam’ın doğru yoldan sapmış olduğu düşüncesini paylaşıyor ve bundan dolayı derin bir elem duyuyordu. Her üçü de Müslüman olmanın ne demek olduğunun cemaatteki herkes için net olduğunu düşündükleri Hz. Muhammed ve sahabeleri dönemine büyük bir özlem duyuyorlardı. Kendi dönemlerinin aksine, o zamanlar müminler topluluğunda herhangi bir sapkınlık olduğuna dair bir emare yoktu. Her üçü için de bu idealize edilmiş geçmişe dönüş Müslümanların geleceğini teminat altına alacaktı. Arapçada atalar için kullanılan sözcük salaf (Tr. selef) idi, bu nedenle ilk Müslüman cemaatin uygulamalarına dönüş hareketi 19. yüzyılda Selefiye olarak adlandırıldı.
Sayfa 136