Sonunda, hepimiz kendi kendimizin gurbetiyiz. Dönüp dolaşıp varmak istediğimiz o ev, aslında çocukken arkamızda bıraktığımız o kokudur, o ışıktır, yani artık var olmayan bir zamandır. İnsan, mekanda ne kadar uzağa giderse gitsin, aslında hep zamanda kaybettiği o ilk yurdun sızısını taşır içinde. Ve hiçbir tren, hiçbir uçak, bizi o çocukluk ikindisinin loş odasına geri götüremez. Bizler, o eski yurdun yıkıntıları arasından topladığımız birkaç kırık tuğlayla, gurbette kendimize geçici gölgelikler kurmaya çalışan, akşam olunca da kendi kurduğu o gölgeliğe yabancı gözlerle bakan teselli fukaralarıyız.