deniz taşkın

deniz taşkın
@tskdnz
İnsanlar bedenlerini süslemek için servet harcarlar, akıllarını süslemek içinse hiç çaba göstermezler. Bu yüzden çoğu dışarıdan parlak, içeriden çürüktür.
Antikite birçok sessizlik örneğiyle doludur. Süleyman Özdeyişler Kitabı'nda, "Ağzını kapayan kendini duyurur" der. Odysseus Erebus'a kapatılmış olan Aias'a, onları karşı karşıya getiren ve Aias'ı da intihara sürükleyen, Akhilleus'un silahlarıyla ilgili çatışmayı hatırlattığında Aias ona trajik bir sessizlikle karşılık verir. Aynı mekanda bulunan Dido da Aeneas'ı, dehşetengiz bir sessizlikle yanıtlar. Sessizlik Stoacılar tarafından da göklere çıkarılmıştır. Aristoteles sessizliğin mükafatını daima beraberinde getirdiğini düşünmüştür. Seneca onu bilge kişilere özgü bir erdem olarak nitele­miştir. Publilius Syrus sessizlik üzerine pek çok vecize kaleme almıştır: "Susmalısınız ya da sözleriniz sessizliğinizden daha değerli olmalı." Dionysius Cato'ya göreyse "susmanın hiçbir tehlikesi yoktur, konuş­manınsa olabilir."
Sayfa 84·Kitabı okudu
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Susma sanatı 16. yüzyılın sonundan itibaren pek çok çalışmanın konusu olmuş ve hakkında çok sayıda aforizma yazılmıştır. Tabii ki bu metinlerin maneviyattan mahrum olduğu söylenemez. İsa'nın İncil'ler­deki suskunluğu toplum içinde sessiz kalmanın bir erdem olduğunu gösterir; Loyolalı lgnatius da bu doğrultuda Hıristiyanlığın sessizlik anlayışı üzerinden şekillenmiş susma sanatına övgüler düzer. 1862'de bile Dictionnaire de theologie morale'de [Ahlak Teolojisi Sözlüğü] ses­sizliğin her şeyden önce bir erdem olarak kabul edilmesi gerektiği yazar. Bu erdem ancak yerinde ve zamanında, "çoktan ziyade az konuşmaya dayanır zira çok konuşup da saçmalamamak ya da günaha girmemek pek güçtür". Nitekim "insan bir sırrı tutmayı beceremediğinde ve baş­kasına zarar verebilecek şeyler söylediğinde ölümcül bir günah işlemiş olur".
Sayfa 83·Kitabı okudu
19. yüzyılın ortasında, cezaevlerine dair kuramlar büyük bir tartışma­ ya konu olur . Bu tartışmada "Pennsylvania" tarzı olarak adlandırılan ve tecridin kendiliğinden daimi bir sessizliği dayattığı hücre sistemi taraf­tarları ile tutukluların grup halinde yaşayıp çalışmasını ama bu kolektif işliklerde sessiz kalmalarını öngören Auburn sistemi taraftarları karşı karşıya gelir. O tarihlerde sessizliğin insanın kendi benliğine dönmesine dair bir umut içerdiği ve bunun da suçlunun ıslah edilmesinin koşulu olduğu düşünülmektedir. Bu sebepten sessizlik hem bir yaptırım ve ifade özgürlüğüne getirilen bir kısıtlama hem de gelecekte topluma yeniden intikal edebilmenin koşuludur.
Sayfa 61·Kitabı okudu
Nezaket icabı ya da daha genel bir tabirle, 19. yüzyılda, Fransa'da en bilineni Barones Staffe'ninki olan "adabımuaşeret kitapçıkları"yla geniş ölçüde yaygınlaştırılan görgü kuralları uyarınca dayatılan sessizlik disiplinleri ise farklıdır. Bu metinlerde çocukların, yetişkinlerin bulunduğu ortamlarda -hele ki bu kişiler söz almışsa- susmaları gerektiği belirtilir. Yüzyıllar boyunca hizmetkarların, konuşmaları için efendilerinden bir talep gelmediği müddetçe bundan kaçınması gerekmiştir. Kırsalda tarım işçileriyle patronları arasında da aynı durum söz konusudur. Bu kodlar­ dan her türlü sapma, Moliere'in pek çok komedisinde görülebileceği gibi, gülünç hale gelebilecek bir kargaşa yaratır. Gündelik yaşamdaki bu sessizlik dayatmalarının ötesinde, Norbert Elias'ın da ortaya koyduğu gibi, en azından Rönesans'tan itibaren yaygın­laşan adabımuaşeret kültürü normların içselleştirilmesiyle birlikte sessizlik buyruklarının giderek ağırlık kazanmasına neden olur. Thierry Gasnier "Organların Sessizliği" başlıklı başarılı tezinde geğirme, gaz çıkarma ve her türlü biyolojik belirtinin -ki buna cinsellikten alınan haz da eklenebi­lir- duyularla algılanabilecek şekilde dışa vurulmasına yönelik yasakların giderek yaygınlaştığını gösterir. Bu eğilim öyle bir noktaya varmıştır ki 19. yüzyılda kadınların toplum içinde gaz çıkarmaktan kaçınmasının yol açtığı rahatsızlık "yeşil hastalık" olarak nitelenmiştir. Böylece be­ den dili artık sözlerin ve davranışların sessizleşmesini hedefler, vücudun tat duyularından söz etmek görgü kurallarının ihlali olarak görülmeye başlanır. Marie-Luce Gelard, "dolayısıyla tat almaya ilişkin beden dilleri beslenme jestlerinin sessizleşmesi ve görünmez olmasını amaçlar" diye yazar. Bu tür bir disiplin jestlerin ve nesnelerin ele alınma biçimlerinin
Sayfa 60·Kitabı okudu
Napolyon döneminin liselerinde zil, çıngırak ya da davul sessizlik zamanları ile serbest konuşma zamanlarının dönüşümlü akışını belirler. 18. yüzyıldan 20. yüzyılın ortalarına dek sınıflar "Sessiz olun!" buyruk­larıyla dolup taşar. Bu buyruklar yemekhanelerde yemek zamanlarını, yatakhanelerde dinlenme zamanlarını düzenler. Dini kurumlarda ders­ten önce gerçekleştirilen toplu dua, beslenme ve uyku kişileri sessizliğe hazırlar. Michel Foucault'nun bakış açısına göre, bu tür disiplinlerin ve kural ihlallerinin ağır yaptırımlarla cezalandırılması bu kurumlarda uygulanan "tahakküm teknolojileri"nin sonucudur. "Saflardaki sessizlik"in günümüzde halen bir ritüel niteliğinde oldu­ğu ordu için de aynı durum geçerlidir. Bu ortamda sessizce acı çekmeyi bilmek onur kabul edilir ve kolektif olarak "büyük suskunluk" diye adlandırılan düzen çerçevesinde kendini dayatır. Bu tür kurumlarda, sessizlik buyruklarının her türlü ihlali kadar, yer­sizce söz alınması ve söz kalabalığı da emirlere boyun eğme konusundaki aksaklıkların ciddi göstergeleri kabul edilir. Aynca bu ortamlarda bir dizi buyruk söylenebilir şeylere sınır çeker ve söylenemez şeyleri tertip ve tanzim eder.
Sayfa 59·Kitabı okudu