Nezaket icabı ya da daha genel bir tabirle, 19. yüzyılda, Fransa'da en bilineni Barones Staffe'ninki olan "adabımuaşeret kitapçıkları"yla geniş ölçüde yaygınlaştırılan görgü kuralları uyarınca dayatılan sessizlik disiplinleri ise farklıdır. Bu metinlerde çocukların, yetişkinlerin bulunduğu ortamlarda -hele ki bu kişiler söz almışsa- susmaları gerektiği belirtilir.
Yüzyıllar boyunca hizmetkarların, konuşmaları için efendilerinden bir talep gelmediği müddetçe bundan kaçınması gerekmiştir. Kırsalda tarım işçileriyle patronları arasında da aynı durum söz konusudur. Bu kodlar dan her türlü sapma, Moliere'in pek çok komedisinde görülebileceği gibi, gülünç hale gelebilecek bir kargaşa yaratır.
Gündelik yaşamdaki bu sessizlik dayatmalarının ötesinde, Norbert Elias'ın da ortaya koyduğu gibi, en azından Rönesans'tan itibaren yaygınlaşan adabımuaşeret kültürü normların içselleştirilmesiyle birlikte sessizlik buyruklarının giderek ağırlık kazanmasına neden olur. Thierry Gasnier "Organların Sessizliği" başlıklı başarılı tezinde geğirme, gaz çıkarma ve her türlü biyolojik belirtinin -ki buna cinsellikten alınan haz da eklenebilir- duyularla algılanabilecek şekilde dışa vurulmasına yönelik yasakların
giderek yaygınlaştığını gösterir. Bu eğilim öyle bir noktaya varmıştır ki 19. yüzyılda kadınların toplum içinde gaz çıkarmaktan kaçınmasının yol açtığı rahatsızlık "yeşil hastalık" olarak nitelenmiştir. Böylece be den dili artık sözlerin ve davranışların sessizleşmesini hedefler, vücudun
tat duyularından söz etmek görgü kurallarının ihlali olarak görülmeye
başlanır. Marie-Luce Gelard, "dolayısıyla tat almaya ilişkin beden dilleri beslenme jestlerinin sessizleşmesi ve görünmez olmasını amaçlar" diye yazar. Bu tür bir disiplin jestlerin ve nesnelerin ele alınma biçimlerinin