Tanzimat, aynı zamanda "aydınlar zümresi" ile "yönetici elit"in Osmanlı Müslümanları arasında neredeyse aynı olmaktan çıktığı dönemdi. Bunun aşikar sebebi, tam da eğitim reformu sayesinde okur sayısında belirgin bir artış olurken 1860'ta özel şahısların sahip olduğu basının ortaya çıkmasıydı. Balkanlar'da 18. yüzyılın sonunda, Arap vilayetlerinde 19. yüzyılın sonunda başlamak üzere tabi topluluklarda da farklı tarihlerde benzer gelişmeler olmuştu. Osmanlı Türklerine gelince, bu değişimin o kadar aşikar olmayan ve biraz geriye giden nedenleri vardı. II.
Mahmud'un (ö. 1839) divan şiiri yazan son padişah oluşu sarayın geleneksel edebiyat türlerini himaye edişini büyük ölçüde etkilemiş olmalıydı. Artık yazarlar yeni bir okur kitlesi edinmek zorundaydı. Hızlı toplumsal değişim çağında, okuryazarlık da artarken, bu okur kitlesine hitap edebilmek için yeni bir dil geliştirmeleri gerekiyordu. Devlet de, politikalarını geniş çapta uygulatmak istiyorsa, daha basit bir dille ifade etmeliydi. Osmanlı Türkçesi muazzam derecede zengin ve etkileyici bir dildi; ancak Türkçe, Arapça ve Farsçanın bir karışımı olduğundan "ulusal" karakterden tamamen yoksundu ve kitle iletişimine uygun değildi.
Memur olan ya da olmayan Osmanlı entelektüelleri bu sorunla uğraşmaya başladıklarında, dil ve iletişimde devrimci bir dönüşümün adımları atılmış oldu. Böyle bir dönüşüm ihtiyacının ipuçları II. Mahmud'un ölümüne kadar izlenebilse de, sorun henüz tam anlamıyla çözülmüş değildir. Dolayısıyla Osmanlı kültür devrimi, Osmanlı ve Türk siyasi tarihindeki belirgin dönüm noktalarını oluşturan devrim ve krizlerden çok daha uzun vadeli bir zaman ölçeğinde sürmüş, çok daha geniş çaplı olmuştur. 1860'tan sonra ortaya çıkan özel yayıncılık, sadece Osmanlıların değil, yeni küresel modernlik dünyasının