deniz taşkın

deniz taşkın
@tskdnz
İnsanlar bedenlerini süslemek için servet harcarlar, akıllarını süslemek içinse hiç çaba göstermezler. Bu yüzden çoğu dışarıdan parlak, içeriden çürüktür.
İmparatorlukta 1840'lardan itibaren Avrupai tarzda bankalar kurulmuş, devlet bu bankalardan borç almış, ayrıca Kırım Savaşı sı­rasında dış borçlanmaya da gitmişti. 1873 uluslararası mali krizi çıktığında, hükümet 1875-1876'da o sırada 200 milyon sterlinden fazla olan borçlarının faizini ödemeyi askıya aldı. Böylece Osmanlı Düyun-ı Umumiye İdare­si kuruldu (1881) ve bu idare borç faizinin ödenmesi için en önemli devlet gelirlerinin altısını ele geçirdi. Sadraza­mın Bab-ı Ali'deki dairelerine nazaran daha tepede inşa edilmiş, daha yüksek ve daha güzel bir bina olan Düyun-ı Umumiye, Osmanlı devletinin iktisadi bakımdan yarı ba­ğımlı oluşunu simgeliyordu. Oysa halı ihracatının artışı ve önce Balkanlar'da sonra da 1890'larda Asya vilayetle­rinde inşa edilen demiryollarının ekonomiyi kamçılaması gibi örneklerin gösterdiği üzere, Osmanlı ekonomisi geti­rilen bütün kısıtlamalara rağmen belirgin bir gelişim ve değişim içindeydi.
Sayfa 265·Kitabı okudu
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
Tanzimatın zayıf halkası maliyeydi. Gelir tahsilatını ve ödemeleri merkezileştirme çabalarının tam da Avrupa hü­kümetleriyle serbest ticaret anlaşmalarının imzalanmaya başladığı sırada meyve vermeyişi, devlet maliyesini hızla bir girdaba doğru sürükledi. Daha önceki onyıllarda orta­ya çıkmış olup hala için için kaynamakta olan mali kriz, 1844'te yeni çift metalli sikkelerin tedavüle çıkmasıyla sona erse de, hükümet 1840'ta banknot da basmak zorun­ da kaldı; bu "kaime"ler Kırım Savaşından itibaren ciddi değer kaybına uğradı ve ancak 1862'de tedavülden çekildi; daha sonra yine savaş koşulları yüzünden iki kere daha banknot çıkarıldı (1876-1879, 1914-1922) ve değer kay­bı daha da fazla oldu. Osmanlı mültezimlerinin doymak bilmezliği Osmanlı karşıtı milliyetçilerin her zaman baş­ vurdukları bir temaydı, Osmanlı vergi sisteminin eşitsiz ve tutarsız olmadığı da söylenemezdi; ne var ki elimizdeki bazı ipuçlarına göre Tanzimat reformları için daha baş­tan yeterli finansman sağlanamamıştı.
Sayfa 264·Kitabı okudu
Tanzimat döneminde, Bab-ı Ali vilayetlerde eski İslam ve Türk devletlerindeki gibi yöneticinin askeri ve idari iş­levlerini birleştirmekten vazgeçip sivil memurların çalış­tığı bir taşra idaresi kurmaya da başladı. Nitelik itibariy­le diplomatların rolünün gitgide artışı ve nicelik itibariy­le memurların taşraya gönderilişi, mülkiye mensuplarını 19. yüzyılın başlıca eliti haline getirdi. 1790'larda hepsi İstanbul'da çalışan iki bin kişiden ibaret olan kalemiye, 1890'a gelindiğinde çoğu muhakkak ki taşrada hizmet eden 35.000 kişilik bir mülkiye ordusuna dönüşmüştü. Hükümet eğitim, ticaret, tarım, bayındırlık ve halk sağlığı gibi alanlardaki rolünü genişletmenin yanı sıra taşrada sayısız meclis oluşturdu, bu meclislerde sadece devlet gö­revlileri değil, dini cemaat liderleri ve yerel eşraf da bir araya geliyordu. Merkezileşme döneminde ayan politika­sının daha küçük çapta da olsa sürmesinde önemli birer unsur olan bu meclisler hem hükümetin ufkunu genişleti­yor hem de halkın gitgide artan bir kesiminin yönetimde tecrübe kazanmasını sağlıyordu.
Sayfa 264·Kitabı okudu
Merkezileşme sadece gücün mer­kezde toplanması değil, bu gücün bütün imparatorlukta hakim kılınması anlamına geliyordu. Tanzimatın etkile­diği alanlar elbette taşra yönetimiyle sınırlı değildi; ama en güçlü etkilerinin birçoğu bu alanda görülmüştü. Ufuk­ta neyin belireceğine dair erken bir işaret 1840'ların or­tasında ortaya çıktı: Hükümet Anadolu'da ve Balkanlar'ın Tuna'nın güneyine düşen kesiminde vergi yükümlüleri ile gelir kaynaklarının sayımını yaptırdı. Yeni mali idarenin temelini atmak için gerçekleştirilen bu sayımın sonuçları Osmanlı arşivlerindeki 17.000 defterde kayıtlıdır. Muhte­melen Osmanlı tarihindeki bütün sayımların en kapsam­lısı olup, Osmanlıların Tanzimat döneminde hem kendi devletlerinin hem de diğer Türk-Moğol devletlerinin erken dönemlerinde yapılanlarla karşılaştırılabilecek kadar bü­yük çaplı bir idari program yürütebildiklerinin kanıtıdır.
Sayfa 263·Kitabı okudu
Tanzimatın etkisi o kadar geniş bir yelpazeye yayılmış­tır ki özetlemesi çok zordur; ancak bazı temalar öne çıkar. Acil hedeflerden biri, kabaran ayrılıkçı Balkan milliyetçi­lik dalgasına karşı imparatorluğun heterojen nüfusunda yeniden bir birlik duygusu yaratmaktı. Geleneksel hüküm­darın adaleti söylemi ile Gülhane fermanının vaatlerinden yola çıkan Tanzimat dönemi devlet adamları, hangi dinden olursa olsun bütün Osmanlı tebaasına eşitlik tanıyan yeni bir politika geliştirdiler. O zamana kadar sadece yöneti­ci elitin kimliği olan Osmanlılığı, ayrılıkçılığın cazibesine karşı koymak ve tebaayı bir arada tutabilmek için yeni bir milletlerüstü emperyal kavram olarak yeniden tanımladı­lar. Özellikle de ayrılıkçı hareketlerin güçlenmeye başladı­ğı vilayetlerde çatışmalar çıktığında, Avrupa hükümetleri Osmanlı Hükümeti'ni eşitlikçi politikayı gözardı etmekle suçlayacaklardı. Ama Osmanlı yönetimi, örneğin 1856'da Hatt-ı Hümayunla ve 1876'da Kanun-ı Esasiyle eşitlikçi vaatlerini tekrarlayıp genişletti ve gayrimüslimleri en er­ken dönemlerden beri görülmedik şekilde sivil devlet me­muru saflarına katmaya başladı.
Sayfa 261·Kitabı okudu