deniz taşkın

deniz taşkın
@tskdnz
İnsanlar bedenlerini süslemek için servet harcarlar, akıllarını süslemek içinse hiç çaba göstermezler. Bu yüzden çoğu dışarıdan parlak, içeriden çürüktür.
Hünkar unvanını kullanan ilk Osmanlı hükümarı I. Murad'ın saltanatında (1362-1389), ulema ile tecrübeli yöneticiler sarayda toplan­maya başladılar; böylece eski maiyetin görece eşitlikçiliği, yerini mali sorumluluk ile gelir yönetimine bıraktı. Bunun bir sonucu, şeriata göre sultanın akınlarda ele geçirilen ganimet gibi kölelerin de beşte birini almasının kabul edil­mesiydi. Aslında gazilerin kendilerinin olabilecek ganime­te konulan vergi gibi görüp kızdığı bu "pencik" (beşte bir) sayesinde I. Murad kölelerden oluşan piyade birlikleri ku­rabildi ve bu birlikler sultanın yeni muhafızları oldular. Bu döneme gelindiğinde, Osmanlılar bir ya da birkaç köyün gelirini toplama hakkıyla, yani tımarlarının geliriyle ya­şamlarını sürdüren sipahi birlikleri de oluşturmuşlardı. Yeni piyade birliklerinin adı yeniçeriydi ve Cengiz Han'ın büyük ordusunu, "yeke cerig"i çağrıştırıyordu. Ama Cengiz ordusunu maiyetinin çevresinde kurmuşken , Osmanlı yeniçeri ordusu, Osman ile Orhan'ın maiyetinin yerine gulam sisteminin Osmanlı versiyonuna geçiril­mesiydi. Osmanlılar 1390'lara doğru köle toplamayı sa­vaş ganimetinden bağımsız kılacak yeni bir yol bulmuş­lardı: Artık belirli dönemlerde gayrimüslim tebaadan er­kek çocuklar devşiriliyordu. Ankara Muharebesi (1402) bu kul seçkinlerin ne kadar değerli olduğunu kanıtladı. Osmanlıların 1413'e kadar ayakta kalıp imparatorluğu yeniden birleştirebilmeleri, güçlü bir efendi olmadan kimliklerini ve toplumdaki yüksek konumlarını kaybede­cek olan bu seçkin kulların sadakatine atfedilir. Osmanlı­lar devlete sadık bir seçkin zümre yaratmanın ve bu seç­kinleri durmadan yenilemenin kendilerine özgü yollarını bulmaya başlamışlardı.
Sayfa 184·Kitabı okudu
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Eğer Osmanlılar onları Osman Bey'in maiyet normla­rından uzaklaştıran kurumları geliştirmeye başlamamış olsalardı, Timur yenilgisinden sonra ayakta kalamazlardı. Osmanlıların büyük olsun, küçük olsun çeşitli uygulama­ları, hem Türk hem de İran-İslam devlet yönetme sanatı­nın inceliklerini anladıklarını gösterir. Orhan Bey Osman­lılara has tuğranın ilk biçimlerini kullanıyordu ("tuğra" kelimesi Oğuz hanlarının mührü için kullanılan terimden türemiştir). Osmanlıların rütbe ve hükümranlık simgesi olan tuğları kullanmasının, hatta sultanın savaşta dokuz tuğu olmasının, Türk İmparatorluğuna kadar uzanan çağ­rışımları vardı.
Sayfa 184·Kitabı okudu
Efsane­ ye göre Osman, ahi şeyhi ermiş Ede Balı'nın evinde konuk­ken bir rüya görür. "Osman Gazi düşünde gördü-ki bu azizin kuşağından bir ay doğar gelir, Osman Gazi'nin koy­nuna girer. Bu ay Osman Gazi'nin koynuna girdiği demde göbeğinden bir ağaç biter dahi gölgesi alemi tutar. Gölge­sinin altında dağlar var her dağın dibinden sular çıkar ... " Osman Bey şeyhe rüyasını anlatınca, şeyh yorumlar: "Oğul Osman, padişahlık sana ve senin nesline mübarek olsun, benim kızım Malhun Hatun senin helalin oldu" der, hemen nikah kıyılır. Anlatıda büyük manevi nüfuza ve geniş sürülere sahip olduğu söylenen, Rum abdallarından Şeyh Ede Balı'dır; Osman'ı damatlığa kabul eden odur. Keha­netinde sözünü ettiği "padişahlık" unvanını ancak birkaç kuşak sonraki Osmanlı hükümdarları kullanacaktı. Osman'ın rüyası defalarca anlatılmıştır; ama en önem­li özelliklerinden biri şu ana kadar herkesin gözünden kaçmışa benziyor: Rüya, Türk İmparatorluğu döneminde­ki dişi kurttan türeme efsanesine kadar uzanan Türk-Mo­ğol köken efsanelerinde sözü geçen hemen hemen bütün unsurları -Dağ, Ağaç, Mağara, Su, Dişi Ruh ile Kapalı Kal­ma ve Çıkış temaları- birleştiriyor. Ama daha önceki Türk köken anlatılarıyla karşılaştırıldığında önemli bir farkı var. Burada Osman yeni bir Türk kabilesinin ya da hal­kının atası değil, bir Müslüman hanedanın kurucusudur.
Sayfa 182·Kitabı okudu
Türklerin İç Asya'dan miras aldıklarına baktığımızda, zamanla kabileciliğin anlamında bir değişiklik olduğunu görüyoruz; onları harekete geçiren düşüncelerin (örneğin gaza) anlamları da değişmişti. Osman Bey ile peşinden gi­den maiyeti, Cengiz Han ile "nöker"ine, Cengiz'in maiye­tini üstlerine saldığı tarihsel kabilelerden çok daha fazla benziyorlardı. Gerçekten de, Osmanlılar Moğol sonrası dönemdeki yeni-kabile biçimlenmelerinin mükemmel bir örn eğidir.
Sayfa 181·Kitabı okudu
Selçuklu ve Moğol dönemlerinde bozkır halklarının Orta Asya'dan son büyük göçüyle Ortadoğu'da önemli bir Türk varlığı ortaya çıktı. Büyük çoğunluğu Oğuz Türkle­rinden olan bu göçmenler, eski kabileleri dağıtılmış olan insanlardı ve artık yerleşik tarım topluluklarına boz­kırdaki atalarından daha yakın yaşadıklarından ya yarı göçebeliğe geçiyor ya da yeterli otlaklara sahip olma­dıkları için göçebelikten vazgeçiyorlardı. Moğol sonrası dönemde bu Ortadoğu Türkleri mikropolitika-makropo­litika yelpazesinde çok farklı biçimlerde kendilerini gös­terdiler. Bunlardan birincisi kabile yaşamından en fazla uzaklaşan, köle askerlere dayanan bir askeri diktatörlük, yani merkezi Mısır'da olan, ama Suriye'yi de kont­rol eden Memluk devletiydi (1250-1517). Bizanslılar için bu bir Tourkia daha idi. İbn Haldun'a göre, sultanlarını Türk asker kölelerin arasından seçen bu Memluk devleti, kölelerin bir askeri seçkinler zümresine dahil edilişinin göçebe kökenli bir devletin karakteristik hızlı yükseliş ve çöküş döngüsünden kurtulmasını nasıl sağlayabileceği­ni kanıtlıyordu. Devlet oluşumunun ikinci bir biçimin­ de, dini hareketler tek tek bireyleri ve kabile parçaları­nı yeniden gruplandırıyordu. Bu türün en çarpıcı örneği İran'daki Safevi devletiydi. Üçüncü siyasi varlık biçimi ise yeni-kabile konfederasyonlarıydı; bunlardan en dik­kate değer olanları, Karakoyunlu ve Akkoyunlu konfede­rasyonları, adlarını koyun sürülerinden almıştı. Yeni­den gruplaşmanın dördüncü biçimi en yaygın olanıydı; Moğol sonrası dönemden söz ederken bu biçimi görmüş­tük. Bunlar adlarını ya bir yerden ("Suriye'den" anlamın­ da Şamlu, "Anadolu'dan" anlamında Rumlu) ya da kurucu önderlerinden alan yeni-kabile gruplaşmalarıydı. Bu tü­rün en çarpıcı örneği İslam tarihindeki en uzun süren, en büyük devletlerden biri
Sayfa 178·Kitabı okudu