Ataerkil yapıdaki Moğol yönetimi hükümdarın hane halkı arasından çıkıyordu. Cengiz ve haleflerine en yakın duran görevlilerin "ba'urçi" (aşçı) gibi unvanlarına bakılırsa hizmetkardan başka bir şey olmadıkları sanılabilir. Ancak yönetimin hükümdar maiyetinin bir uzantısı olarak ortaya çıktığı bir düzende, kağanın yemeğini hazırlayan, onu zehirlenmekten koruyan ve maiyetine ziyafetler düzenleyen kişinin ikmalden sorumlu olarak yönetimde gayet geniş görevler almış olması mantıklıdır. Aynı şekilde, hükümdarın ahır görevlisi ya da kişisel katibinin de rolleri büyüyebiliyordu. Mengü döneminde Moğolistan'daki merkezde bir katipler heyeti, unvanı "başyargıç" ya da "başkatip" (yeke yarguçi, yeke biçeçi) olan bir tür de başbakan vardı. Kağanın başkenti Karakorum öylesine gelişmişti ki pazarı da olan bir Müslüman mahallesi, zanaatkarların çalıştığı bir Çin mahallesi vardı. Üçüncü mahalledeki saraylarda katipler Farsça, Uygurca, Çince, Tibetçe, Tangutça ve Moğolca belgeler yazıyorlardı. Çin, Türkistan, İran ve anlaşılan Rus prenslikleri için bölge katipleri ihdas edilmişti. Kubilay'ın Annam ve Kore'ye gönderdiği buyruklar bağımlı bir hükümdardan beklenenleri açıkça gösteriyordu: Söz konusu hükümdar kağanın sarayına bizzat gidip huzura çıkmalıydı, tebaasını kaydetmeli, asker toplamalı, posta menzilleri kurmalıydı; ayrıca ülkede işleri yönetecek bir Moğol da bulunmalıydı. Haraç veren hükümdarlar ayrıca oğullarını ya da küçük erkek kardeşlerini rehin olarak kağanın sarayına gönderirdi ki bu da hükümdarın hanehalkını karmaşık yapıdaki bir imparatorluğun denetim sistemi haline getirmenin bir yoluydu.