İnsanlar bedenlerini süslemek için servet harcarlar, akıllarını süslemek içinse hiç çaba göstermezler. Bu yüzden çoğu dışarıdan parlak, içeriden çürüktür.
1240-1340 arasında bu uç boyu ortamında bazı ciddi krizler hem Türk devlet oluşumunun makro politikasına hem de kabilelerin mikropolitikasına darbe vurdu. 1243'ten itibaren Moğolların Anadolu'yu tekrar tekrar istila edip haraç almaları Rum Selçuklularını zayıflattı...
1340'larda veba Bizans ve Anadolu'nun bazı kesimlerine büyük bir darbe indirdi, ama belki de okur yazar görgü tanıkları vebadan öldüğü için Osmanlı tarihlerinde hiç anlatılmamıştır ve hala anlatılmıyor. Artık devlet kurmaya kalkışanların, dağınık, fakat geçici olarak bir araya gelebilen olağandışı sayıdaki grupların için için kaynadığı bir toplum manzarasını göze almaları gerekecekti. Rum Selçuklularının uç boylarında kurulan bir dizi yeni beylik Anadolu siyasetinin dinamik unsuru oldu. Bunların birinden Osmanlı İmparatorluğu doğacaktır.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Anadolu'da, Malazgirt Muharebesi'nden sonra kültürler ve inançlar yüzyıllar boyu hem yan yana yaşadılar hem de birbirlerine rakip oldular. Belirli bir zaman diliminde uç boyu haline gelmemiş pek az yer vardı; bu uç boylarının hem Bizanslı hem de Müslüman savunucuları birbirlerini iyice tanıma fırsatı buldular. Ama uzun vadede Anadolu Müslümanlaşacak ve Türkleşecekti.
Anadolu Türk kültürünün önemli bir yansıması da, Türk halkları arasında yaygın efsanelerde Danişmenoğullarının atası olarak gösterilen Seyyid Battal Gazi'nin serüvenlerini anlatan destandır. Aslında 9. yüzyılda Bizanslılara karşı savaşan bir Arap komutanı olan Battal Gazi önce Arapça efsanelere, sonra da 11. yüzyıl sonu ya da 12. yüzyılın başlarından itibaren Türkçe efsanelere girmiştir. Uç boylarının Battalname'de de adı geçen Bizanslı kahramanı Digenis Akritas'a benzeyen Battal Gazi'nin bir Türk hanedanının atası olarak efsanelere girişi, Türklerin Anadolu'nun uç boyu dünyasının bağdaştırıcı çözgü ve atkılarına kendilerini nasıl bağladıklarını gösterir. Battalname'nin devamı gibi olan Danişmendname, Danişmend gazilerinin serüvenlerini ayrıntılarıyla anlatır; kadın ya da erkek kahramanların maceraları İslamiyetin uç boylarındaki bireylerin din değiştirmesini, aileler arası evlilikleri, melezleşmeyi ve gazilerin yiğitliklerini birbirine dokur. Bugünkü biçimini 1200'den sonra alan Dede Korkut Destanı da, tema tutarlılığına hiç aldırmadan, o dönemin olaylarını ve gaza gibi İslami iplikleri Oğuz Türklerinin İslam öncesi kahramanlıklarını çağrıştıran bir dizi halk masalına işler.
Tarihçiler Toğrul, Alp Arslan ve Melik Şah'ın imparatorluğuna, 1092'de dağıldığında kurulan küçük Selçuklu ve atabeg devletlerinden ayırmak için "Büyük Selçuklu İmparatorluğu" derler. Bu küçük devletlerden biri de Anadolu'da kurulan Selçuklu Rum devletidir (Araplar Anadolu'ya "biladü'r-Rum," yani -Bizanslılar anlamın da- "Romalıların ülkesi" derdi). 1071 ile Moğolların Rum Selçuklularını istilası (1243) arasında belki de bir milyon Türk Anadolu'ya girmiş; en büyük etnik grup olmamakla beraber bütün bölgeye yayılan tek grubu oluşturmuşlardı. Gelenlerin bir kısmı "kabilelerin bütününden değil, bazı gruplarından" müteşekkildi, ayrıca gaziler ve dervişler gibi başka sosyal gruplar vardı.
Selçuklu hanedanının isyancı bir kolu olan Kutlumuş oğulları Anadolu'ya göçenlerden bazılarını etraflarına topladılar. Kutlumuş'un oğullarından biri, Süleyman, Konya'yı aldı, başkenti yaptı ve kendini sultan ilan etti. Bizans'ın denetimi tekrar elde etme çabaları 1176 Miryokefalon Muharebesi'nde sona erdi, Selçuklu Rum Sultanlığı da 13. yüzyılın başında doruğuna ulaştı. Rum Selçukluları, Moğol istilası (1243) sonucunda haraç ödeyen devlet statüsüne düşmeden önce bile hanedan çatışmaları ve Anadolu'daki diğer küçük Türk devletlerinin rekabetiyle yüz yüze gelmişti. Özellikle Danişmendoğulları bütün bu dönem boyunca Kuzey-orta Anadolu'yu ellerinde tuttular. Bu arada, Anadolu'nun Türkleşmesine yol açan göç dalgası sırasında, tarihin bir cilvesi olarak doğudan gelen ve Farsça konuşan alimler Konya Selçuklu sarayını Fars-İslam saray kültürünün yeni merkezi haline getirmişlerdi. Büyük tasavvuf şairi Celaleddin Rumi (1207-1273) bu kültürün en parlak örneğidir.