deniz taşkın

deniz taşkın
@tskdnz
İnsanlar bedenlerini süslemek için servet harcarlar, akıllarını süslemek içinse hiç çaba göstermezler. Bu yüzden çoğu dışarıdan parlak, içeriden çürüktür.
Önderlik konusundaki farklı düşüncelerin yanı sıra, Müslümanlar başka bir so­runla da karşı karşıyaydılar: Hem Peygamber hem de top­luluk önderi olan Hz. Muhammed artık onlara doğru yolu gösteremeyeceğine göre, Müslümanlar yaşamlarını nasıl sürdüreceklerdi. Böylece Allah'ın elçisi olarak ona inen vahiyleri hem kaydetme hem de derleme ihtiyacı doğdu. Ayrıca bir insan olarak Muhammed'in ne dediği ve nasıl davrandığı hakkındaki bütün bilgi bir araya getirilip ko­runmalıydı. Vahiylerin derlenmesiyle Kur' an ortaya çıktı; diğerleri de, üzerinde Sünniler ile Şiilerin farklı kaynaklar ve bilim gelenekleri geliştirdiği hadisleri meydana getirdi. Müslümanların nasıl yaşaması gerektiğini tanımlamak, bu kaynaklardan bir dini hukuk sistemini, yani Şeriat'ı sü­züp çıkarmak anlamına geliyordu. Kur'an, hadisler ve fı­kıh üzerindeki çalışmalarla dini bilimler gelişmeye başla­dı. Hz. Muhammed'in ölümünden hemen sonraki dönemin fetihleriyle ilk Müsliimanlar aynı zamanda büyük bir im­paratorluğun efendisi olmuşlardı. Dolayısıyla, bir yandan İslam bilimlerini geliştirirken, diğer yandan daha eski uy­garlıkların bilimiyle karşı karşıya geldiler. Bu kaynaklar Arapçaya tercüme edilince İslam öncesi İran hükümdarlık ve devlet sanatı geleneği dahil yeni fikirlere ulaşıldı. Yani Müslümanlığı yeni kabul etmiş Türklerin karşılaştığı İs­lam uygarlığı son derece gelişmişti ve bazıları sadece alış­kanlıkla "İslami" sayılabilecek birçok farklı unsuru içeri­yordu. İslam uygarlığının zengin ve dinamik bir uygarlık olarak algılanması da kuşkusuz Türklerin İslamiyeti ka­bul etmelerinde etkili olmuştu.
Sayfa 99·Kitabı okudu
Reklam
Türkler büyük topluluklar halinde Müslümanlığı kabul etmeye başladıkları sırada, İslamiyetin harekete geçirdi­ği dinamik, dinin temel inançlarının ötesine geçen bütün bir uygarlığın gelişimini sağladı. Peygamberin ölümünden sonra ümmete yeni bir önder seçme ve bu önderin rolü­nün ne olacağı sorunu siyasi bir kopuşa yol açtı ve bu ko­puş zamanla özellikle Sünni ve Şii Müslümanlar arasında mezhep farklılıklarına neden oldu; sonunda Sünniler ço­ğunluğu ele geçirecekti. Sünni olanlar için önderliğin en önemli nitelikleri kıdem ve tecrübeydi; topluluğun bütün­lüğünün sağlanması ise kendi içinde olağanüstü bir değer taşıyordu. Şiiler içinse, Peygamber soyundan, bu soyun da belirli bir sülalesinden gelmek önder seçiminin esas ölçütüydü. Zaman içinde, başlangıçtaki siyasi nitelikli farklılık, birbirine zıt, hatta bazen birbirini düşman gö­ren dini kültürleri ortaya çıkardı.
Sayfa 99·Kitabı okudu
İman etmekle bütün dünyadaki Müslüman topluluğu­nun, yani ümmetin bir üyesi olunuyordu. İnananlar İs­lamın beş şartını yerine getirmek, yani kelime-i şahadet getirmek, namaz kılmak, zekat vermek, Ramazanda oruç tutmak ve hacca gitmek mecburiyetindeydi. Bütün bunlar farklı yollardan ve farklı zamanlarda topluluğa eşit katılı­mı sağlıyordu. Bu beş şart İslam toplumlarını sayısız yönde biçimlendirdi. Nefsine hakim olma ile İslamiyeti savunma ya da yayma yolunda kutsal savaş arasında değişen anlamları olan "cihad"dan da bazen altıncı şart olarak söz edilir. Bu dönemde kutsal savaş daha çok "gaza" terimiyle belirtilirdi. Aslında Bedevi kabilelerin "yağma" yapması anlamına gelen bu terim artık İslami bir nitelik kazanmıştı, İslam egemenliğinin sınırla­rını savunma ya da genişletme mücadelesi anlamına ge­liyordu. Resmi ve yasal anlamında kullanılmasa da, gaza Türklerin kendilerini İslami terimlerle yeniden tasavvur etmelerinde ana tema haline gelecek, onlara kabile farklı­lıklarını aşan bir ortak amaç duygusu verecekti.
Sayfa 98·Kitabı okudu
İslamiyetin kut­sal tarihinin Hz. Muhammed'le değil, Hz. İbrahim, hatta Hz. Adem'le başlaması, İslamiyet, Hıristiyanlık, Musevilik dinleri arasında sonraki İslam toplumları bakımından çok önemli sonuçları olacak bir ilişkiler anlayışı doğurmuştur. İslamiyeti kabul etmek her şeyden önce tevhidi, yani Allah'ın birliğini kabul etmek anlamına gelir. Sık sık oku­nan şu ayet bu inancın bir özetidir: Ey iman edenler! Allaha, Peygamberine, Peygamberine in­dirdiği kitaba ve daha önce indirdiği kitaplara iman edin. Kim Allah'ı, meleklerini, kitaplannı, peygamberlerini ve ahiret gününü inkar ederse derin bir sapıklığa düşmüş olur. (Nisa Suresi, 1 36)
Sayfa 98·Kitabı okudu
13. yüzyılda İslamiyetin sınırlarına henüz dahil olma­mış olan Moğollar, bozkır halklarını Türk İmparatorluğun­ dan beri ilk kez aynı devlette yeniden birleştirdiler. Mo­ğollar tarihteki "en büyük yekpare kara imparatorluğunu" kurdular, Avrasya'yı tek ve kalıcı bir sistemde topladılar. Bozkır kültürünü yeniden canlandıran Moğol İmparator­luğunun ardında bıraktığı toplumlar, çoğunlukla Türk ve Müslümandı. Türk halklarının Asya'yı kateden göç güzer­gahlarının başlama noktasındaki, artık Moğolistan olan eski yurtları İslam dünyasının dışında kaldı. Bu güzergah­ların batıdaki son menzili olan Anadolu ise Türklerin yeni anayurdu olmaya başlamıştı.
Sayfa 95·Kitabı okudu
Reklam