deniz taşkın

deniz taşkın
@tskdnz
İnsanlar bedenlerini süslemek için servet harcarlar, akıllarını süslemek içinse hiç çaba göstermezler. Bu yüzden çoğu dışarıdan parlak, içeriden çürüktür.
Batı Türk İmparatorluğunun 8. yüzyılda yıkılmasıyla, bu kuzey bozkırlarında iktidar mücadelesi verenlerin en önemlileri Hazarlar ve Bulgar birliği oldu. Bulgarların ana merkezi orta Volga'ydı (Türk dillerinde İtil), ama bir kolları Tuna havzasına göç etmişti; burada Slavlaştıktan ve Hıristiyanlığı kabul ettikten sonra isimlerini Bulgaris­ tan' a verdiler. Hazarlar birkaç nedenle özel bir ilgiyi hak eder. Batıda, Türk İmparatorluğu ile Büyük Moğol İmpara­ torluğu arasındaki dönemde kağan unvanını sadece onlar kullandılar; hükümran hanedanlarının soyu muhtemelen Aşina'dan geliyordu ve Türk hanedanının soyuyla yakın ilişki içindeydiler. Bölgenin jeopolitik önemi onları Müs­lüman halifelerin karşısında Bizanslıların doğal müttefiki haline getiriyordu; ortak çıkarlar sebebiyle en azından bir Bizans-Hazar hanedan evliliği yapılmıştı. Hazar kağanı Türk dillerini, Ural, Slav, İran ve Kafkas dillerini konuşan belki yirmi halka hükmediyordu. Siyasi sistemleri ikili kağanlıktı; başta hanedandan gelen bir ka­ğan, yanında da kağanbeg ya da beg unvanlı asıl yönetici vardı. Varlığıyla "kut," yani tanrısal egemenliği sağlayan yüce kağanın rolü sadece törenseldi. Tahta çıkarken Türk İmparatorluğu kağanlarında olduğu gibi, boğma ritüeli dahil Şaman törenleri yapılırdı; kanı akıtılamazdı, oysa o, hizmetkarlarının herhangi birini öldürtebilirdi. Bütün bunlar, Hazarların Türk İmparatorluğundaki gibi İç Asya dini ve siyasi kültürüne sahip olduklarını göstermeye ye­terlidir. Ama burada da başka dinleri kabul edenler ol­muştu. Hanedan ile iç kabileler 8. yüzyıl sonu ile 9. yüzyıl başları arasında Museviliği benimsediler. Hazar ülkesin­ de Müslümanlık ve Hıristiyanlık biliniyordu, muhtemelen de yaygındı; bazı Hazar tebaası hala geleneksel İç Asya kültlerine inanıyordu.Ancak güçlü Müslüman ve
Sayfa 86·Kitabı okudu
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Kuteybe bin Müslim' in seferleri (705-715) ve Müslüman­ların Çinlileri Talas'ta 75l 'de yenmesiyle Orta Asya'da İs­lam egemenliği yayılmaya başladı. Böylece Orta Asya Müs­lüman dünyasının bir parçası olmaya başladı ve İslamiyet yerli halkları yavaş yavaş etkisi altına aldı. Bu halkların arasında birçok Türk halkı ve üç Doğu Hint-Avrupa halkı vardı (Maveraünnehir'deki Harezmliler; Buhara, Semer­kand ve Şaş [bugünkü Taşkent] çevresindeki Sogdlar; do­ğuda Toharlar). O sırada İslam dünyası Bağdat'taki Abbasi halifesinin egemenliğindeydi; halife adına Maveraünnehr'i yöneten İran Samani hanedanı (819-1005) İslam-Fars edebi kültürünün gelişiminde öncü bir rol oynadı. Bu sayede İs­lam yüksek kültürü İç Asya halklarına büyük ölçüde Fars imbiğinden süzülerek geldi, Farsça İran'dan Orta Asya ve Hindistan' a kadar her yerde konuşulan itibarlı dil oldu. Ancak aynı süreçte Orta Asya nüfusu gitgide daha faz­la Türkleşmekteydi. Türk kabileler Şyungnu döneminden beri Orta Asya ve Karadeniz bölgelerine göç etmekte, İrani halklar ile diğer grupların ya yerine geçmekte ya da onları massetmekteydiler. Türk İmparatorluğundan sonra, bölge­deki Türk halkları arasında Oğuzlar öne çıkmıştı. Oğuz adı doğuda da bilinirdi; bu bölgede ise en önemlisi Kınıklar, ikinci olarak da Kayılar olmak üzere yirmi küsur boy ve alt kabilenin oluşturduğu bir konfederasyonun adıydı. Daha sonra, yönetici Selçuklu boyu Kınıklardan geldiğini iddia etmişti; bazı şecereciler, biraz hayal ürünü de olsa, Osman­lı soyunun Kayılara dayandığını ileri sürer.
Sayfa 86·Kitabı okudu
Kırgızlar Uygur Kağanlığı'nı ortadan kaldırdıktan sonra (840) nüfusta meydana gelen değişiklikler sonu­cunda, bölge etnik bakımdan Türk halklarının vatanı ol­maktan çıkıp Moğolların vatanına dönüştü. Türk kabile­ler batıya göç etti; bundan sonraki birkaç yüzyılda bugün Moğolistan diye bildiğimiz bölge Moğolların ülkesi oldu. Kırgızlar daha kuzeydeki Yenisey Irmağını merkez alın­ca Ötüken Dağının önemi geçmişe gömüldü. Tür­kistan'da Uygur seçkinleri iki küçük krallığı, Ganzu (840-1 028) ve Koço'yu (840-1209) ellerinde tutmayı başardı­lar. Bunlardan özellikle ikincisi, Uygur kültür mirasının daha sonraki halklara, özellikle de Moğollara aktarılma­sında önemli bir rol oynadı.
Sayfa 85·Kitabı okudu
Bilim ve Ütopya Aralık 2024
Bundan bir süre önce Göbeklitepe’de düzenlenen terapi seanslarının 69 bin liralık katılım ücreti basına yansımış ve büyük tepki çekmişti. Üstelik seanslara rehberlik eden kişi, Göbeklitepe’nin uzaylıların “hava limanı” olduğunu söylüyordu. Bu örneğin de gösterdiği üzere, günümüzde Yeni Çağ (New Age) dinleri ve alternatif tıp akımı hem ticari bir sektöre hem de akıl dışı düşüncenin üretildiği kaynaklardan birine dönüşmüş durumdadır. Bu akım son on yıllarda bütün dünyada olduğu gibi Türkiye’de de büyükşehirlerin nezih semtlerinde yoga, meditasyon vb. salonları aracılığıyla yaygınlaşmaktadır. Sayfa 4
Uygurlar bozkıra birçok bakımdan Çin'in değil de İran halklarının etkisinde kalmış yeni bir uygarlık kat­manı getirdiler. Bu gelişmenin bir işareti de Orhon Ir­mağının kıyısında, Moğolların daha sonra Karakorum'u kuracakları yerde başkent Ordubalık'ın inşa edilmesiydi (Moğollar bu kente Karabalgasun derlerdi). Daha önce örnekleri görülmüş olsa bile, göçebelerin şehir kurma­sı doğal değildi. Şehirler, bütün stratejileri hareketlili­ğe dayanan savaşçılar için birer engeldi. Ancak Çin'den zorla da olsa öyle büyük bir zenginlik elde edilmişti ki, Uygurların "kalıcı ve müstahkem bir başkent kurmama­larına imkan yoktu." Özellikle Sogdlar memur, mimar ve inşaatçı olarak hizmetlerini sunmak ve ticaret yap­mak üzere hemen bu kentte toplandılar. Geleneksel İç Asya kültlerine inananlar, Budacılar ve Nasturi Hıristi­yanları varsa da, Uygur hükümdarı ve muhtemelen bir­ çok Uygur İranlı peygamber Mani'nin (216-276) kurduğu sinkretik (yani farklı inançları bağdaştıran) ikici bir din olan Maniciliği kabul ettiler (762). Bir devletin resmen Maniciliği kabul etmesinin tek örneğiydi bu ve yine Sogd etkisine işaret eder. Öncülü Türk devleti gibi Uygurlar da Arami yazısından türeyen Sogd yazısını benimsediler, daha sonra Moğollar ve Mançular da bu yazıyı kullan­dılar.
Sayfa 84·Kitabı okudu