deniz taşkın

deniz taşkın
@tskdnz
İnsanlar bedenlerini süslemek için servet harcarlar, akıllarını süslemek içinse hiç çaba göstermezler. Bu yüzden çoğu dışarıdan parlak, içeriden çürüktür.
Türk İmparatorlu­ğunda kutsal mekan Ötüken Dağıydı; bu dağ Şyungnular ve Ruran devleti için de kutsaldı. Çin kaynakları Ötü­ken'in kağanın daimi ikametgahı olduğundan söz eder, oysa kağanın tebaası göçebedir; her yıl kağan "kurban sunmak üzere soyluları ata mağarasına götürür." Hane­dan üyeleri ile sıradan göçebeler arasında manevi olarak bir fark varsa bile, sonuçta bu, siyasi devlet kültünde en yüce tanrı Tengri'ye daha fazla tapınmaya dönüşüyordu, kağan da bu kültün yüce rahibiydi. Tengri'nin iki ha­berci tanrısı (yol tengri) vardı, biri tek tek kişileri kutsu­yor, diğeri ise kağan ile hatunun gök ve yeryüzü tanrıla­rı Tengri ile Umay'ın dünyevi eşdeğerleri olarak hüküm sürdüğü devletin bekasını sağlıyordu. Hükümdarların, özellikle geleceği (ya da hiç olmazsa gelecekte nasıl bir politika tercih etmeleri gerektiğini) görmek için şaman­lara muhtemelen sıradan insanlardan daha fazla ihtiyacı vardı. Seçkin olmayanlar için ise başka ruhlar, özellikle de kendi atalarının ruhları belki daha anlamlıydı. Ancak uzun vadede, bozkırlarda devlet kurmak teba­anın bildiği ya da komşu toplumlarda bilinen evrensel dinlerden birini -başta hükümdar olmak üzere- kabul et­mekle yakından ilişkili hale geldi. Türk İmparatorluğunda Zerdüştçülük, Taoculuk, olasılıkla Nasturi Hıristiyanlığı ve özellikle Budacılık hep bilinen dinlerdi. Taspar Kağan (sal. 572-581) Budacılığı kabul etmişti ki bu, güçlü İranlı ve Çinli komşuları olan bir hükümdar için siyasi bakım­ dan tarafsız denebilecek bir seçimdi.
Sayfa 82·Kitabı okudu
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Günlük ibadetin merkezinde, hem topluluk içinde hem de atalar ile kozmik güçlerle bağlantılı olarak, yaşam ve sağlığın korunması vardı. Esas törende aile ve topluluğun atalarına adak sunulurdu. Ata törenlerinin odağı, Türk kültürlerinin en kalıcı ve yaygın simgelerinden "ocak"tı. Adanan yiyecek ve içecekler ocaktaki ateşe atılır ya da ataları temsil eden ve ocağın çevresine konan tahta veya keçe "put"ların ağzına sürülürdü. Ellerinde muhtemelen tanrılara sunulacak içkinin bulunduğu kaplar tutan taş­tan oyma ata figürleri (balbal) Türk mezarlarına sık konan nesnelerdendi. Ocak ateşi ailenin devamlılığını simgele­ diği gibi, ocağın kendisi de büyük bir mekansal ve koz­molojik öneme sahipti. Annenin kazarak açtığı ocak öteki dünyadaki atalara açılan kapı anlamına geliyordu. Yuvar­lak keçe çadırın ortasında yer alır, dünyanın merkezini simgelerdi. Dumanın göğe yükseldiği tepedeki delik saye­sinde ocak evrenle aynı eksende yer alıyordu. Dağ, ağaç, mağara, su ve dişi ruh gibi kutsal imgeler, kozmik yöneli­mi ve "ninelerin" ruhlarının öte dünyasına açılması dola­yısıyla ocakla özdeş görülürlerdi. Ocak etrafında düzen­lenen ayinler, çocuklara yaşam veren, duman deliğinden girip aileye şans getiren ya da bir hükümdara tanrının buyruğunu ulaştıran yaşam gücünü, "kut"u sağlardı. Böy­le bir manevi çerçevede, Türklerin kökeni efsanelerinin de gösterdiği gibi, önemli olan evrenin, yani genel olarak insanlığın kökeni değil belirli bir aile ya da halkın köke­nidir.
Sayfa 81·Kitabı okudu
Fazla belgelenmemiş olan dini hayatın temelinde İç Asya'da yaygın bir eski inançlar karışımı vardı. Bu inanç sistemi için geleneksel olarak kullanılan "Şamanizm" te­rimi yanıltıcıdır. Şamanlar erkek ya da kadın olabilirdi. Bunlar ruhlar alemiyle iletişim kurabilen din uzmanla­rıydı; ancak gündelik ibadet için değil de olağandışı dini ihtiyaçlar ya da tedavi amacıyla göreve çağrılırlardı. Ama gerçek, ama söylenti, şamanların geleceği görme ve savaş meydanında fırtına çıkarma becerileri, verdikleri hizme­ti hükümdarlar açısından çok önemli kılıyordu.
Sayfa 80·Kitabı okudu
Türk İmparatorluğunda toplum tabakalara ayrılmıştı: Bir yanda "begler" vardı, yani yönetici boy ile başka soylu boylar hiyerarşisinden oluşan seçkinler tabakası; öte yan­ da da "kara bodun," yani halk. Ama toplum aynı zamanda askeri açıdan bir birlik teşkil ediyordu. Her erkek bir "er"di (hem cinsiyet açısından hem de askeri anlamda); her genç erkek muharebede ya da avda yiğitlik göstererek "er adını" kazanmak zorundaydı; seçkin tabakadan bir erkek de "er başı" olur, yani belirli sayıda askere komuta ederdi. Er­kekler silahlar ve hayvanlarla meşgul olurken kadınlar üre­timi üstlenmişlerdi; toplumsal cinsiyet rolleri böyle olunca savaşta alınan tutsakların hemen hepsi kadın, bazen de er­kek çocuk oluyor, yetişkin erkekler asla tutsak alınmıyordu. Sürekli hareket etme ve aşırı soğuk iklime uyum sağlama ihtiyacı zevkleri de etkiliyor, örneğin zengin dokumaların, kürklerin ve gerekli nesneleri asmak için bağcıkları olan süslü kemerlerin tercih edilmesine yol açıyordu. Bütün es­kiçağ toplumları gibi böyle bir toplumun da üretim kapasi­tesi ve teknolojik gelişimi küçümsenmemeli. Odun kömürü ateşinde çelik kılıç yapılışının insanlara doğaüstü bir olay gibi görünmesine de şaşmamalı. Aynı şey çok uzun bir ya­pım zamanı ve ustalık gerektiren bileşik yay için de söyle­nebilir; bu yaylarla atılan okların eriştiği mesafe o kadar uzundu ki, karşılaştırıldığında, Avrupa'daki uzun yaylarla atılanların mesafesi insanı "utandırıyordu."
Sayfa 78·Kitabı okudu
Türk devlet kurma modeli Moğollarda da devam ede­cekti; ancak bu siyasi manzaraya çeşitlilik katan başka unsurlar vardı. Bu dönemde yaşamış bütün Türk ulusları arasında bir tek siyasi model geçerli değildi; çoğu devlet kurmadan, kabile toplumlarında yaşamayı sürdürüyor­du. Kökeninde Türk olmayan birçok unsur da Türk devlet yönetme sanatının bir parçası olmuştu. Bazı önemli te­rimler Türk olmayan dillerden alınmıştı; örneğin "hatun" ve "beg" Sogdca kökenlidir ve Türkçede hala kullanılır. Terimler gibi bazı adetler de ödünç alınıyordu. Sogd ta­cirleri çoğu kez köle (çakar) satın alarak yolculuğa çıktık­larında evlerini korumak üzere muhafız birlikleri, hatta özel ordular kurarlardı. Bu, daha sonraki İslam ve özellik­le Türk toplumlarında gulam (yani köle asker) sisteminin modeli olmuş olabilir.
Sayfa 78·Kitabı okudu