Günlük ibadetin merkezinde, hem topluluk içinde hem de atalar ile kozmik güçlerle bağlantılı olarak, yaşam ve sağlığın korunması vardı. Esas törende aile ve topluluğun atalarına adak sunulurdu. Ata törenlerinin odağı, Türk kültürlerinin en kalıcı ve yaygın simgelerinden "ocak"tı.
Adanan yiyecek ve içecekler ocaktaki ateşe atılır ya da ataları temsil eden ve ocağın çevresine konan tahta veya keçe "put"ların ağzına sürülürdü. Ellerinde muhtemelen tanrılara sunulacak içkinin bulunduğu kaplar tutan taştan oyma ata figürleri (balbal) Türk mezarlarına sık konan nesnelerdendi. Ocak ateşi ailenin devamlılığını simgele diği gibi, ocağın kendisi de büyük bir mekansal ve kozmolojik öneme sahipti. Annenin kazarak açtığı ocak öteki dünyadaki atalara açılan kapı anlamına geliyordu. Yuvarlak keçe çadırın ortasında yer alır, dünyanın merkezini simgelerdi. Dumanın göğe yükseldiği tepedeki delik sayesinde ocak evrenle aynı eksende yer alıyordu. Dağ, ağaç, mağara, su ve dişi ruh gibi kutsal imgeler, kozmik yönelimi ve "ninelerin" ruhlarının öte dünyasına açılması dolayısıyla ocakla özdeş görülürlerdi. Ocak etrafında düzenlenen ayinler, çocuklara yaşam veren, duman deliğinden girip aileye şans getiren ya da bir hükümdara tanrının buyruğunu ulaştıran yaşam gücünü, "kut"u sağlardı. Böyle bir manevi çerçevede, Türklerin kökeni efsanelerinin de gösterdiği gibi, önemli olan evrenin, yani genel olarak insanlığın kökeni değil belirli bir aile ya da halkın kökenidir.