Türk İmparatorluğunun Şyungnulara dayanan siyasi sistemi, yüzyıllar boyunca Türk devletlerine model oluşturdu. Tepede, devleti tanrıdan aldığı güçle (kut) yöneten kağan vardı, hükümdar olarak işlevlerini başarıyla yerine getirerek tanrının gözdesi olduğunu gösterir, kutunu ete kemiğe büründürürdü. Başta gelen görevlerinden biri, Şamanist çağrışımları olan ayinleri yönetmekti. Kağanın Ötüken Dağını denetim altında tutup bu dağdaki kutsal mekanlarda ata törenlerini düzenlemesi de gerekiyordu.
Büyük bir ihtimalle daha önce Şyungnularda da olduğu gibi, Türklerde de at ya da yak kuyruğundan yapılma sancaklar, çoğu kez bayraklar ve davullar hükümdarlığın simgesi sayılır, savaşlardan önce üstlerine kımız dökülerek kutsanırdı. Tahta geçme töreninde kağan önce bir keçe örtüye sarılıp dokuz kere kendi etrafında döndürülür, sonra bir ata bindirilip koşturulur, daha sonra da bir ipek şalla neredeyse boğulana dek boğazı sıkılırdı. Tam bilincini yitireceği sırada kaç yıl hüküm süreceği sorulurdu. Arap coğrafyacı el-İstahri, Türk İmparatorluğundan sonra kurulan Hazar devletinde de süren bu töreni anlatır ve söylediği kadar yıl geçtikten sonra kağanın öldürüldü ğünü söyler.
Kağan mutlaka Aşina boyundan olmalıydı, hatun yani kağanın ilk karısı da Aşete boyundan. Kağan ile hatun sadece hükümran çift olarak görülmüyordu; kağan, Türk panteonunun en yüce tanrısı Tengri'nin, hatun da doğurganlık tanrıçası Umay'ın suretiydi. Kağanın kutunu bütün hanedan paylaşıyordu. Ne kağanın ne de başka hanedan üyelerinin kanı akıtılabilirdi; idam edileceklerse boğdurulurlardı.