deniz taşkın

deniz taşkın
@tskdnz
İnsanlar bedenlerini süslemek için servet harcarlar, akıllarını süslemek içinse hiç çaba göstermezler. Bu yüzden çoğu dışarıdan parlak, içeriden çürüktür.
"Barbar" dünyanın birbiri ardından sonsuz istilacı or­duları çıkarabilmesi, Romalıları oralarda bir yerde bir "insan üretme çiftliği" ya da "halklar ocağı" (officina gen­tium) olduğuna inandırdıysa da, daha sonra Moğolistan adı verilen ülke bu tanımları en çok hak eden bölge oldu. Ama bu ülke ancak 1000-1200 civarında Moğolların anayurdu olmuştu. Bu tarihten önce, bugünkü Moğolis­tan Türk halklarının anayurdu ve ilk Türk imparatorluk­larının (552-840) mekanıydı. Bütün bir bozkır dünyası için, "İç Asya'nın upuzun bozkır kuşakları, tek tük vaha­ları, belli başlı dağ geçitleri ve koridorları" uzunluğuyla Avrupa keşifler çağının denizcilik serüvenleriyle rekabet eden, her yöne doğru sayısız yolculuğun mekanı, "okya­nus rotalarının, ara limanların ve kanalların karadaki eşdeğeri"ydi.
Sayfa 27·Kitabı okudu
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Türk tarihinde hem uzun devamlılıklar hem de büyük dönüşümler vardır. Bu dö­nüşümlerin ikisi özellikle önemlidir: Türklerin İslamiyeti kabul edişleri ve modernliğe girişleri.
Sayfa 21·Kitabı okudu
...Türk halklarını birleştiren, Avrasya'da yayılırken yanlarında taşıdıkları kültürleriydi. Bu karmaşık kültürel yapının özelliği hem devamlılık göstermesi hem de kendine yabancı unsur­ları özümseyebilmesi ve kendini dönüştürebilmesiydi. Başka bir özelliği de farklı zaman ve mekanlarda arka plandan ön plana geçebilen, daha sonra tekrar yer de­ğiştirebilen hem egemen hem de ikincil konumdaki mo­tifleriydi. Ama bu motiflerin diyalektik hareketi zaman­ da bir daha ulaşılamayacak başlangıç noktalarına geri dönmedi; aksine ileriye, desenin yeniden ama farklı do­kunuşlarına doğru gitti.
Sayfa 21·Kitabı okudu
Türk halılarının çoğunu adı bilinmedik kadınlar doku­muştu; peki kim kullanıyordu bu halıları? Türk halıları köy evleri ve göçebe çadırları kadar sarayları da süsle­miştir. Camilerde, sinagoglarda ve kiliselerde insanlar halıların üstünde secdeye varmış ya da onları başka tür ibadetleri için kullanmıştır. Türk halılarının üstüne otu­rulup ya da yatılıp, düşünülebilecek bütün günahlar iş­lenmiştir. Her amaç için kullanılabilen bu şahane halılar, Türk halklarının kimlik ve tarihlerinin simgesi olmaktan da ötedir.
Sayfa 21·Kitabı okudu
Başka sanat biçimlerinde olduğu gibi, halı dokuma sanatının büyüsü bu sanat biçiminin disip­linine ve malzeme kısıtlamalarına rağmen dokumacının alabildiğine geniş hayal gücünü ifade etme ihtiyacından doğar. Koleksiyoncuların bildiği gibi, halılardaki hatalar büyülerinin bir parçasıdır. Hatalar, göçebe çadırlarında ya da köy evlerindeki iş koşullarını yansıttığı gibi, halıların Türk kimliğini neden bütün sanat biçimlerinden daha fazla simgelediğine de işaret eder. Diğer sanat biçimlerinin çoğu sarayın himaye­sine muhtaçtı; bunlardan tarihsel olarak en baskın olan­ları hat sanatı ve kitap sanatlarıydı. Saray atölyelerinde incelmiş biçimlerinin yapılmasına rağmen, halıcılık te­melde gündelik hayatın sosyoekonomik gerçeklerine kök salmış bir halk sanatıydı. Diğer sanat biçimleriyle karşı­laştırıldığında, halıcılık kriz dönemlerinde de sürdürüle­biliyordu ve Türk halklarının ortaya çıkıp haritaya yayıl­ma biçimlerine çok daha uygundu.
Sayfa 20·Kitabı okudu