İnsanlar bedenlerini süslemek için servet harcarlar, akıllarını süslemek içinse hiç çaba göstermezler. Bu yüzden çoğu dışarıdan parlak, içeriden çürüktür.
Bugün kendi dinimde münzeviyim. Bir fincan kahve, bir sigara, bir de düşlerim; göğün, yıldızların, işin, aşkın ve hatta güzelliğin ya da ihtişamın yerini gayet rahat doldurabilir.
Deyim yerindeyse hiçbir uyarıcıya ihtiyacım yok. Ben afyonumu, kendi ruhumda buluyorum.
Yaşadıklarımızı, dikkatimizle değil de, hayatımızla katıldığımız bir romandaki olaylar ya da bölümler olarak görsek. Ancak bu tavır sayesinde kötü günlerin, hayatın cilvelerinin üstesinden gelebiliriz.u
Hata yapma, acı çekme yeteneği herkese eşit verilmiştir. Ancak hissetmeden yaşarsak bela gelmez başımıza; ve en yüksek, en soylu, geleceği en iyi gören insanlar, önceden tahmin edip hor gördükleri şeylere katlanan, acısını çekenlerdir. Hayat budur işte.
İnsan ruhu ne yapsa acının kurbanı olmaktan kaçmaz. Öyle ki, hazırlıklı olması gerektiğini bilse bile, sevimsiz sürprizler karşısında acı duyar. Ömrü boyunca kadınların vefasızlığını, hafifliğini doğal ve harcıâlem şeylermiş gibi dilinden düşürmemiş olan filanca adam ihanete uğradığında acı bir sürprizle karşılaşmanın bütün sıkıntısını yaşayacaktır – hem de sanki hayat boyu kadınların sadık ve vefalı olduğuna inanmış, en çok buna bel bağlamış gibi.