İnsanlar bedenlerini süslemek için servet harcarlar, akıllarını süslemek içinse hiç çaba göstermezler. Bu yüzden çoğu dışarıdan parlak, içeriden çürüktür.
Erdemin haklı bir ödülü, günahın haklı bir cezası yoktur. Zaten ödül de verilse, ceza da verilse haksızlık edilmiş olur. Erdem de, günah da organizmalarımızın kaçınılmaz ifadeleridir, ikisinden birine mahkûmdur organizmalarımız ve ya iyi olmanın ıstırabını çekerler ya kötü olmanın. İşte bunun için hiçbir şey olmayan ve hiçbir şey yapamayan, dolayısıyla hiçbir şeyi hak etmeyen insanların hak ettiği ödüllerle cezaları bütün dinler başka dünyalara havale eder, hiçbir bilimin anlatamayacağı, hiçbir inancın gözümüzde canlandıramayacağı yerlerdir bunlar.
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Başkalarına hükmetmeye ihtiyaç duymak, onlara ihtiyaç duymak anlamına gelir. Dolayısıyla şef, başkalarına bağımlıdır. Kişiliğini hiçbir yabancı unsur eklemeden büyüt, başkalarından hiçbir şey istemeden, başkalarına hiçbir zaman emretmeden, ama ihtiyacın olduğunda ötekiler olmasını bilerek. İhtiyaçlarını en aza indir ki, hiçbir konuda başkalarına bağımlı olmayasın.
Böyle kayıtsız şartsız bir hayat elbette imkânsızdır. Ama göreli olarak düşünüldüğünde imkânsız değildir.
Sevilmek, gerçekten sevilmek nasıl büyük bir yorgunluktur! Başkasının heyecanlarının yükü haline gelmek nasıl bir yorgunluktur!
Özgür olmayı, hep özgür olmayı istemiş bir insanı sorumluluk hamalına dönüştürmek: bazı duygulara cevap vermek, mesafeli davranmama inceliğini göstermek, sırf başkaları kendimizi bir heyecanlar prensi yerine koyuyoruz, insan ruhunun verebileceğinin azamisini kabul etmek istemiyoruz sanmasınlar diye. Nasıl da yorucudur varlığımızın bir başkasının duygularıyla olan ilişkisinin esiri olduğunu hissetmek! Öyle ya da böyle, ister istemez bir şey hissetmek, gerçekte tam bir karşılık bile bulmaksızın, biraz da olsa sevmek zorunda olmak nasıl bir yorgunluktur!
Köylü, roman okuru, dünya nimetlerine sırt çevirmiş çileci, bu üçü mutluluğu bilirler, çünkü üçü de kişiliklerinden vazgeçmiştir: biri hiçbir kişisellik barındırmayan içgüdüleriyle hayatını sürdürdüğü için, ikincisi unutmak anlamına gelen düşlemle yaşadığı için, sonuncusu da yaşamadığı, ölmeksizin uyuduğu için.