İnsanlar bedenlerini süslemek için servet harcarlar, akıllarını süslemek içinse hiç çaba göstermezler. Bu yüzden çoğu dışarıdan parlak, içeriden çürüktür.
Hayatta aradığım ne varsa, hep kendiliğimden vazgeçtim aramaktan. Dalgınca bir şey arayan ve arayışla düş arasında bunun ne olduğunu unutan bir adam gibiyim.
Yetişkinlerin hayatı, başkalarına sadaka dağıtmakla geçer. Hepimiz başkalarının sadakalarıyla yaşarız. Kişiliğimizi, yan yana var olma denen rezilce âlemlerde harcarız.
Doğduğum günden beri hiç kimseyi sevmedim. En çok duygularımı sevdim – görülebilir haldeki bilinçli şeylerdi bunlar, hep tetikte bekleyen bir işitme duyusunun algıları ya da dışarıdaki zavallı dünyanın bana seslenmek, geçmişten konuşmak için kullandığı kokulardı (ki kokular, hatıraları çok kolay canlandırır), yani fırında pişen bir ekmekten daha fazla gerçeklik, daha fazla heyecan vermek için; tıpkı beni çok seven bir amcamın cenazesinden döndüğüm, bilmediğim bir yükün üzerimden kalktığını duyduğum o uzak akşamüstünde olduğu gibi.