deniz taşkın

deniz taşkın
@tskdnz
İnsanlar bedenlerini süslemek için servet harcarlar, akıllarını süslemek içinse hiç çaba göstermezler. Bu yüzden çoğu dışarıdan parlak, içeriden çürüktür.
Vefai-Kalenderi Dervişi Seyyid Ali Sultan, 15. yüzyılda Balkanlar'da ya­şamış bilhassa Alevi literatüründe Kızıl Deli adıyla daha çok tanın­mıştır. Hayatından bahseden Vilayetname'de Horasan civarında yaşa­makta iken, bir gece rüyasında gördüğü Hz. Peygamber'in emri ile, Balkan fetihlerini gerçekleştirme fikrinde olan Orhan Gazi'ye/Yıldırım Bayezid'e yardım etmek amacıyla yanında kırk arkadaşı bulunduğu halde yola çıkışın­dan' söz edilmekte, hayatının bundan önceki devresi hakkında herhangi bir bilgi verilmemektedir. Eserde Seyyid Ali Sultan'ın Hz. Peygamber'in neslin­den oluşu, bizzat onun ağzından ifade edilir. Çelebi Cemaleddin Efendi Mü­dafaa'sında, Seyyid Ali Sultan'ın babasının Hacı Bektaş Veli, annesinin ise Kadıncık Ana olduğu şeklinde bir bilgi vermektedir. Ancak, Hacı Bektaş Ve­li'nin hiç evlenmediği, dolayısıyla kendisine kan bağı ile bağlı bir çocuğunun olmadığı pek çok tarihçi tarafından kabul edilen bir gerçektir. Dolayısıyla, bu ikili arasında, geleneğin de etkisiyle manevi bir bağın mevcudiyetinin varlı­ğı ve Çelebi Cemaleddin Efendi'nin de bu gelenekten etkilenerek böyle bir ifadeye yer verdiği düşünülebilir. Seyyid Ali Sultan'ın babasıyla ilgili olarak diğer bir görüş kendisi de bir Bektaşi dedebabası olan Bedri Noyan'a aittir. B. Noyan, Ahmed Hamdi Zeza Paşa'nın Mısır'da basılmış Arapça kitabında yer alan bazı ifadelerden hareketle Seyyid Ali Sultan'ın babasının Horasan erlerinden Seyyid Hüseyin Ata olduğunu yazmıştır. Ancak, hayatından bah­seden vesikalarda yahut Vilayetname'nin diğer nüshalarında bu konuda her­ hangi bir bilgi bulunmamaktadır. Dolayısıyla bu bilgiye de ihtiyatlı yaklaşma zarureti ortaya çıkmaktadır.
Sayfa 82·Kitabı okudu
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
XI. yüzyılda Iraklı büyük mutasavvıf Tacü'l-Arifin Seyyid Ebu'l-Vefa el-Bağda­di tarafından kurulan Vefai tarikatının, ilerleyen dönemde Selçuklu ve Os­manlı hakimiyeti altına girecek topraklarda hatırı sayılır bir etkiye sahip ol­duğu, Anadolu'daki İslam kültürünün şekillenmesinde büyük rol oynadığı söylenebilir. Tarikat ana hatlarıyla Irak, Suriye ve Anadolu sahasında uzun yıllar etkisini sürdürmüştür. Tarihi seyrine bakıldığı zaman Vefailiğin bazı bölgelerde Sünni bazı bölgelerde ise gayrisünni bir karakter arz ettiği, bazı dönemlerde ise aynı coğrafyada her iki yönüyle de temsil edildiği görülür. Vefai tarikatı Seyyid Ebu'l-Vefa'nın halifeleri vasıtasıyla yaşadığı farklı ke­simler üzerinde derin bir etki bırakmıştır. Tarikatın Anadolu'daki en önem­li temsilcisi şeyhin vefatından yaklaşık yüz yıl sonra yaşayan ve kendi adıyla bir tarikat kurduğu anlaşılan Türkmen Şeyhi Dede Garkın'dır. Onun temsil ettiği gelenek Baba İlyas el-Horasani ve bu sonuncusunun ailesine mensup şeyhler tarafından temsil edilmiştir. Bu şahsiyetlerden biri olan Şeyh Behlül Dane'nin zaviyesinin Osmanlı klasik dönemine ait tahrirlerde zikredilmesi ve 1814 yılında halen faal olması temelleri Vefailik tarafından atılan bir geleneğin uzantılarının uzun yıllar devam ettiğini göstermektedir. Aynı şekilde Osmanlı Beyliği'nin kuruluş döneminin belki de adın­dan en fazla söz edilen şahsiyeti olan Şeyh Edebali'nin da bu tarikata men­sup olması Vefailiği Osmanlıdaki tasavvufi düşüncenin temellerini anla­ mak bakımından bir nebze daha öne çıkarmaktadır. İlerleyen dönemde Seyyid Ebu'l-Vefa'nın müritleri ve Arap coğrafyasındaki etkilerine dair ya­pılacak çalışmalar tarikatın mahiyetinin tam manasıyla kavranabilmesi ba­kımından son derece önemlidir. Aynı şekilde Türkiye'de son yıllarda Dede Garkın üzerine
Sayfa 81·Kitabı okudu
Vefailiğin haricinde aynı adı taşıyan iki büyük tarikatın daha mevcudiyeti bilinmektedir. Bunlardan ilki Şemsed­din Muhammed b. Ahmed el-Vefai (ö. 760/1359) tarafından Mısır'da ku­rulmuş, 15. yüzyılda Mısır ve Suriye'de geniş bir coğrafyada yayılma imkanı bulmuş, etkisini yakın dönemlere kadar devam ettirmiştir. Diğer Vefailik ise adını Zeynüddin Hafi'den alan Zeyniliğin bir kolu olarak kurulmuş­tur. Osmanlı coğrafyasında faaliyet gösteren bu tarikatın kurucusu Şeyh Abdüllatif Kudsi'nin halifelerinden olup Şeyh Vefa adıyla meşhur olan Muslihiddin Mustafa el-Konevi (ö. 896/1491)'dir. Fatih Sultan Mehmed devrinin önemli şeyhleri arasında yer alan Şeyh Vefa devrinin en büyük alimleri arasında kabul edilmiş, kendisinden sonra posta oturan Ali Dede ile birlikte tarikat Vefaiye-i Zeyniye adıyla devam etmiştir. İstanbul'daki Vefa semtine adını veren bu şeyhin tarikat silsilelerinden birinin Tacü'l-Arifin Seyyid Ebu'l-Vefa'nın şeyhi Muhammed Şenbeki ve Ebu Bekir Hevvar'a ulaşması ise oldukça ilginçtir. Bu bağlantı, Aşıkpaşazade ve Seyyid Vela­ yet gibi Vefai geleneğine mensup şeyhlerin Anadolu'da yaygın diğer tari­katlar varken neden özellikle aynı kökten gelen Zeyniliği tercih ettiklerini daha anlamlı hale getirmektedir.
Sayfa 79·Kitabı okudu
Bununla birlikte tarikatın etkisini tamamıyla yitirdiğini söylemek zordur. Zira kırsal kesimde ve konar-göçer Türkmen grupları arasında et­kisi her zaman süregelmiştir. Şehir merkezlerinde ise, belki de tarikatın kurulduğu dönemdekine daha yakın bir anlayışla, yani Sünni bir yapı arz ederek bir süreliğine de olsa varlığını sürdürdüğü anlaşılmaktadır. Bu an­layışın Osmanlı topraklarındaki en önemli temsilcileri ise meşhur Osman­lı tarihçisi Aşıkpaşazade ve onun damadı Seyyid Velayet (ö. 929/1522)'tir. Her iki şahsın da aynı zamanda birer Zeyni şeyhi olmaları, Vefai tarikatının en azından bu şahıslar tarafından temsil edilen kolunun Sünnileştiğini gös­termektedir. Aşıkpaşazade, eserinde Seyyid Ebu'l-Vefa ile bağlantısını açık bir şekilde ifade etmiştir. Hem soyca akrabası olan Seyyid Ebu'l-Vefa'nın tarikatını hem de Zeyniyeyi şahsında barındıran Seyyid Velayet'in Vefai ta­rikatı içinde ayrı bir yeri vardır. 855/1451-1452 yılında Kirmastı'da dünyaya gelen Seyyid Velayet 874/1469-1470 yılında Aşıkpaşazade'nin kızı Rabia ile evlenmiş, tasavvufi terbiyesini Zeyni Şeyhi Abdüllatif Kudsi'nin yanında tamamlamıştır. 880/1475 senesinde hacca gittiği sırada, Mısır'a da uğramış, burada Seyyid Ebu'l-Vefa soyundan gelen ve aynı adı taşıyan Seyyid Ebu'l­ Vefa b. Ebu Bekir'den Vefai icazetnamesi almış, bu arada adı geçen şah­sın elindeki iki ciltlik Arapça Seyyid Ebu'l-Vefa Menakıbnamesi'ni Türkçeye tercüme ettirmiştir. Seyyid Velayet'in böylesi bir gayret içine girmesini, mensubu olduğu geleneğin İstanbul' da tanınmasını yahut Osmanlı yöneti­mi tarafından kuruluşta etkin olan bir tarikatın kökenlerinin yeninden ha­tırlanmasını arzulaması şeklinde değerlendirmek mümkündür. Anadolu'nun dini yapısının şekillenmesinde birinci derecede etkiye sahip olan Vefai tarikatının bu tesiri, bugüne
Sayfa 76·Kitabı okudu
Osmanlı Devleti'nin kuruluş döneminde Vefai tarikatına mensubi­yeti somut olarak bilinen bir diğer şahsiyet Orhan Gazi dönemi dervişle­rinden Geyikli Baba'dır. Emrindeki dervişleriyle Bursa'nın fethine katıldığı bilinen Geyikli Baba, bu şehrin fethine katkısından dolayı Orhan Gazi'nin dostluğunu kazanmış, kendisi için Uludağ yakınlarında günümüzde Baba Sultan adıyla bilinen bölgede bir zaviye yaptırılmıştır. Dönemin kaynakla­rında yer alan bilgiler çerçevesinde, Geyikli Baba'nın şahsında Vefai tarika­tının dönemin gazileri arasında da rağbet gördüğü anlaşılmaktadır. Mesela, aynı zamanda Osman Gazi'nin silah arkadaşlarından biri olan Turgud Alp, Geyikli Baba'nın müritlerinden ve bu şahsiyetlerden biridir. Bununla birlikte Orhan Gazi'nin bu nüfuzlu Türkmen babasına karşı başlangıçta biraz temkinli davrandığı, hatta onu bir teftişe tabi tuttuğu görülmektedir. Bu süreçte Geyikli Baba ile Orhan Gazi arasında geçen belki de en önemli ha­dise, hükümdarın şeyhe iki yük şarap ve iki yük rakı göndermesidir. Geyikli Baba kendisine gönderilen rakı ve şarabı "bizim dergahımızdan giren rakı bal, şarap yağ olur diyerek bir kazana koydurup, içine ala zerde koymak suretiyle kaynatmış ve sultana geri göndermiş" diğer bir ifade ile kendisi ve müritleri adına kabul etmeyip sultana iade etmiştir. Bu olay neticesinde tarikatını soranlara ise 'Baba İlyas müridi ve Seyyid Ebu'l-Vefa tarikatından olduğunu' söyleyerek, Orhan Gazi üzerinde büyük tesiri olan Turgud Alp'in de kefaletiyle teftişten kurtulmuştur. Bursa'nın fethinden sonra Uludağ yakınlarındaki dergahında faaliyet gösteren, vaktinin büyük bir kıs­mını dağlarda inziva hayatı sürerek geçiren Geyikli Baba, bu şekilde Orhan Gazi'nin iltifatına mazhar olunca, Osmanlı yönetimi tarafından tekkesi için bazı vakıflar tahsis
Sayfa 74·Kitabı okudu