deniz taşkın

deniz taşkın
@tskdnz
İnsanlar bedenlerini süslemek için servet harcarlar, akıllarını süslemek içinse hiç çaba göstermezler. Bu yüzden çoğu dışarıdan parlak, içeriden çürüktür.
Babailer İsyanı sonrasında, isyana katılan Vefai tarikatı mensupla­rının Selçuklu idaresi tarafından sıkı bir takibata uğratıldıkları görülmek­tedir. Vefai şeyh ve dervişleri bu baskıdan kurtulabilmek amacıyla merke­zi otoritenin daha zayıf olduğu uc bölgelerine göç etmişlerdir. Dervişler, 1243 yılındaki Kösedağ yenilgisi sonrasında Selçukluların yıkılma sürecine girmesiyle birlikte bağımsızlıklarını ilan eden beyliklere ait toprakları yurt edinmişler, faaliyetlerini bu bölgelerde sürdürmeye başlamışlardır. Dede Garkın'ın halifelerinin hayli yoğun olduğu, zaviyelerinin bulunduğu Dul­kadiroğullan Beyliği sahasında ve yine Vefai zaviyelerinin yer aldığı Eratna­ oğulları sahasında bu faaliyetlerin sürdüğünü tahmin etmek zor değildir. Dede Garkın ile doğrudan ilişkisi tespit edilmese de, beylikler döne­minde Vefailiğin mevcudiyetine dair M. Beşir Aşan tarafından yayınlanan 829/1427 tarihli bir silsilename oldukça önemlidir. Bu silsilename, tarika­tın Seyyid Ebu'l-Vefa'dan itibaren, onun talebelerinden olduğu kabul edilen Şeyh Ahmed el-Cemi ve onun silsilesinden gelen şeyhler vasıtasıyla Elazığ civarında temsil edildiğini ortaya koymaktadır. Nitekim söz konusu şahsiyetlerden bazılarının mezarları Elazığ'a bağlı Tabanbükü Köyü'ndeki Garib­ler Mezarlığı'nda bulunmaktadır.
Sayfa 73·Kitabı okudu
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Baba İlyas el-Horasani ile ilişkili olarak Selçuklu döneminde ismi zikredilebilecek bir diğer şahsiyet, hayatına dair bilgilerin oldukça geç sayı­labilecek bir tarihte kaleme alınmış Vilayetname'ye dayandırıldığı Hacı Bek­taş-ı Veli el-Horasani (ö. 1271)'dir. Babailer İsyanının vuku bulduğu 1240 yılında kardeşi Menteş ile birlikte Horasan'dan Anadolu'ya geldiği bilinen bu zahn Vilayetname'den daha eski kaynaklarda Baba İlyas'ın müridi olarak gösterilmesi dikkat çekicidir. Kardeşi Menteş isyana katılıp, isyan netice­sinde öldürüldüğü halde, Sulucakarahöyük'e çekilip inziva hayah sürdürme­yi tercih eden Hacı Bektaş Veli, Ahmed Eflaki'nin ifadesine göre, Mevlana Celaleddin-i Rumi'nin yanına gelerek şeyhi Baba ilyas'a dair bazı bilgiler vermiş, onunla şeyhinin meşrebine dair itikadi bir tartışmaya dahi girmiş­tir. Burada Mevlana'nın Hacı Bektaş'ın şeyhini şeriata muhalefet etmekle suçladığı, buna karşın Hacı Bektaş'ın Mevlana'ya karşı övgü dolu cümleler kullandığı görülmektedir. Burada asıl ilginç olan husus, Eflaki'nin Hacı Bektaş Veli'yi, Baba Resul'un "has halifesi" şeklinde tarif etmesidir. Bu bilgiler, isyan sonrasında Vefai dervişlerinin takibata uğratılmış olmaları­nın da etkisiyle, Yesevi gelenek içinde gösterilen Hacı Bektaş Veli'nin Baba İlyas Horasani'ye bağlı bir Vefai dervişi olduğu izlenimi vermektedir. Nite­kim Necdet Tosun, bu zatın Babailer İsyanının tahrip edici etkisinin azal­masından sonra Sulucakarahöyük'te tarikat faaliyetine başladığı kanaatin­dedir. Verilen tüm bu bilgilerden hareketle, Baba İlyas Horasani ve Dede Garkın silsilesi üzerinden Hacı Bektaş Veli'nin de Selçuklu dönemi Vefai dervişlerinden biri olduğunu söylemek mümkündür.
Sayfa 70·Kitabı okudu
Selçuklular devrinde Vefai tarikatının etkisi sadece Dede Garkın ile sınırlı kalmamıştır. Sivas-Suşehri yakınlarında zaviyeleri bulunan, Baba İl­yas Horasani'nin akrabası Şeyh Behlül b. Hüseyin el-Horasani ve Çoban Baba adıyla da tanınan Şeyh Hüseyin Rai ile Halil b. Bedreddin el-Kürdi, Şeyh Marzuban ve Dede Garkın'ın halifesi Baba İlyas el-Horasani de bu dö­nemde tarikatın Anadolu sahasındaki önemli temsilcileri olmuşlardır. Bun­lardan, asıl adı Şeyh Mahmud b. Şeyh Ali el-Hüseyni el-Bağdadi el-Vefai el-Hanefi olan Şeyh Marzuban Selçuklu iktidarı ile yakın ilişkiler kurmuş, Sultan III. Gıyaseddin Keyhüsrev tarafından zaviyesi için 672/1274 yılında bazı vakıflar tahsis edilmiştir. Sultan III. Gıyaseddin Keyhüsrev Behlül Baba zaviyesi için de yine Evas-ı Şa'ban 672 / Şubat 1274 tarihinde bir va­kıf tahsis etmiştir. Selçuklu sultanının kısa süre önce ülkeyi ciddi siyasi sarsıntılara sokan bir hareketin mensuplarına karşı bu şekilde cömert dav­ranmasını, Vefai dervişlerini yeniden devlet lehine kazanma gayreti olarak yorumlamak mümkündür. Söz konusu şahsiyetlerin zaviyelerini Orta Asya'dan Anadolu'ya ge­len göç yolu üzerinde kurmuş olmaları, iskan, kolonizasyon ve güvenlik ba­kımından üstlendikleri fonksiyonu göstermesi bakımından ayrıca önem taşımaktadır. Adı geçen şahsiyetlerden Suşehri'nin Baro Köyü'ndeki Behlül Baba'ya, Çobanlı Köyü'ndeki Şeyh Çoban'a ve Zara'nın Tekke Köyü'ndeki Şeyh Marzuban'a ait zaviyeler, Şeyh Marzuban Vakfiyesinde "Azerbaycan yolu" olarak zikredilen bu yol üzerinde kurulmuşlar ve darü'z-zakirin adıyla anılmışlardır. Sözü edilen bu şeyhlerin haricinde, Dede Garkın'ın halifesi olan Baba İlyas el-Horasani'ye Vefai tarikah içinde ayrı bir yer ayırmak gerekir. Meşhur Selçuklu Sultanı 1. Alaeddin Keykubad (618-634/1200-1237) ile oğlu II. Gıyaseddin
Sayfa 70·Kitabı okudu
Çelebi Mehmed devrine ait, 821/1418 tarihli bir belgede yer alan sil­sileden Dede Garkın'ın Vefai tarikatına bağlı Garkıniye adını taşıyan başka bir tarikat daha kurduğu anlaşılmaktadır. Bu belgede yer alan şahsiyetlerin el-Garkıni nisbesini taşımaları ve bu durumun Dede Garkın Ocağına men­sup dedelerin elinde bulunan siyadetnamelerle desteklenmesi bu isimde bir tarikatın mevcudiyetini açık bir şekilde ortaya koymaktadır. Nitekim, bugü­ne kadar varlığı hiç bilinmeyen bir Garkıniye tarikatının mevcut bulunduğu ve bunun Tacü'l-Arifin Seyyid Ebu'l-Vefa el-Bağdadi tarikatının bir kolu oldu­ğu ilk defa Ahmet Yaşar Ocak tarafından dile getirilmiştir. Vefai geleneğine mensup şeyhlerin çoğunlukla Dede Garkın'ın halifeleri olduğu göz önüne alındığında bu bilgiler, tarikatın Anadolu'da daha ziyade Garkıniye tarikatı vasıtasıyla yayıldığını açık bir şekilde ortaya koymaktadır. Dede Garkın Ana­dolu'nun bilhassa güneydoğusunda büyük bir nüfuz kazanmıştır. Hacı Bektaş Velıi Vilayetnamesi'nde yer alan bazı ifadelerden kendisi­nin ve dervişlerinin geyik derisinden tac giydikleri anlaşılan Dede Garkın, Türk asıllı şeyhlerin Anadolu'da tasavvufun gelişmesine yaptıkları katkıları ortaya koyan en somut örneklerden biridir. Onun bu kimliği, 13. yüzyılda Anadolu'daki hakim Türk sufizminin sadece Orta Asya kökenli olmayıp, Güneydoğu Anadolu, Suriye yahut Irak coğrafyasında gelişip olgunlaşan bir tasavvuf geleneğinin temsilcileri olabileceğini de göstermektedir. Nitekim Ahmet T. Karamustafa bu görüşü savunmakta ve gerek Dede Garkın'ın ve gerekse halifesi Baba İlyas Horasani'nin her ne kadar köken itibarıyla Hora­san bağlantılı olsalar da tasavvufi gelenek olarak bu bölgeyi temsil etmedik­lerini, daha ziyade yukarıda sözü edilen Irak ve Suriye bölgelerinde gelişen mistik yapının temsilcileri
Sayfa 69·Kitabı okudu
Tarikatın Anadolu sahasındaki etkisini Vefai-Babai şeyhi Baba il­yas Horasani'nin soyundan gelen Elvan Çelebi'nin kaleme aldığı Mena­kıbu'l-Kudsiyye fi Menasibi'l-Ünsiyye ve yine aynı soya mensup Aşıkpaşaza­de'nin yazdığı Tevarih-i Al-i Osman (Aşıkpaşazade Tarihi) isimlerini taşıyan iki eser ve bazı arşiv belgeleri sayesinde nispeten daha kolay takip etmek mümkündür. Ancak bu bilgiler de Seyyid Ebu'l-Vefa'nın yaşadığı döneme yahut hemen sonrasına değil, yaklaşık yüz yıl sonra yaşadığı tahmin edi­len, belki de tarikatın Anadolu'daki en önemli temsilcisi kabul edilebilecek Dede Garkın ve halifelerinin faaliyetlerine ilişkindir. Muhtemelen Moğol istilasından kaçarak Anadolu'ya gelen Dede Gar­kın ilk olarak Maraş-Elbistan civarına yerleşmiştir. Menakibu'l-Kudsiyye'de her ne kadar "Allah'ın rahmeti onu gark ettiği için Garkın adını aldığı" ifade edilmekte ise de, bu ismin Dede Garkın'ın mensup bulunduğu Türkmen boyunun adı olduğu ve Garkınlı Türkmenlerine izafeten bu isimle anıldı­ğı anlaşılmaktadır. Dede Garkın, Ortaçağ Anadolu'sundaki pek çok benzeri gibi, hem bir aşiret reisi hem de bir dini lider hüviyetindedir. Sonraki dönem­ de yazılan siyadetnamelerdeki ifadelerden asıl adının Şeyh Nu'man olduğu anlaşılmaktadır. Hasan Yüksel, Erzincan'ın Kemah İlçesi'ne bağlı bugünkü Baklaya Köyü'nde türbesi bulunan Seyyid Şeyh Hasan el-Kirzi'ye ait 555/1160 tarihli bir şecereden hareketle Dede Garkın'ın asıl adının Sultan İsmail, dolayısıyla Hacı Bektaş Veli Vilayetnamesi'nde ismi geçen Hacı Bektaş hali­felerinden Saru İsmail olabileceğini ifade etmektedir. Ancak bu belgenin orijinalliğinin şüpheli olduğunun bizzat H. Yüksel tarafından ifade edilmesi şeyhin ismi konusunda şimdilik kesin bir hüküm vermeyi zorlaştırmaktadır. Meseleye kronolojik olarak yaklaşıldığında ise, 1240'ta
Sayfa 67·Kitabı okudu