Kitabı ilk okumaya başladığımda Nazlı'dan nefret ettim,etrafındakilere karşı olan tutumu, insanları kırıp dökmeyi kendi içinde normalleştirmesi,kendinden etrafından ve sorunlardan çok kolay pes edip kaçıp gitmeyi kendine huy edinen bir baş karakter gerçekten katlanabileceğim bir durum değildi.İlerleyen sayfalara geldiğimde taşlar yavaş yavaş yerine oturmaya başlıyordu.Nazlı'nın -aslında Buse'nin- kalpten sevdiği iki kişinin ölümüyle bir gecede yüzleşmeye mecbur bırakıldığını ve trajik bir şekilde beyninin olanları hatırlamamak için direnmesi,olanlardan kendini suçlamasıyla birlikte tüm bu psikolojik durumunu okuduğumu anladım.Dejavu oldum sandım.Kardeşimin hikayesi ile olan benzerliği beni birkaç saniyeliğine dehşete düşürdü.Ahmet Ve Mehmet'in hikayesi bir anda Nazlı Ve Buse'nin hikayesine dönüşmüştü sanki.
Buse ,ablası ve ilk aşkının ölümünü kaldıramayan ancak ablasının ona bıraktığı emaneti olan kalple güzelce yaşayıp,mutlu anılar biriktireceği yuva hâline getirecek ve ablasının onu izlediğini bilerek sevip, sevildiği bir hayat yaşayabilecekti.
Kitabı okurken bir anda çıkıp gelen Başkan'ın yaptığı toplantılar, insanları teşvik ve korkuyla birlikte kendi güç ve otoritesini korumak amacıyla istediklerini yaptırması bunun sonuncunda halkı soru sormaya teşvik eden Yazarı tutuklatıp göndermesi George Orwell'ın Hayvan Çiftliğinde Napolyon'un diğer hayvanları toplantılara davet edip,yine kendi otoritesini ve gücünü göstermek için yaptırdıklarına benzettim. Snowball'un değirmen yapılması fikrine önce karşı çıktığını fakat Snowball'u çiftlikten kovduktan sonra değirmenin yapımını istediği,başa gelen her kötü olaydan Snowball'u sorumlu tuttuğu vs.İkisi de sözde bulundukları yeri en iyi şekilde idare edip yönetecekler ve halk onlara minnettar kalacaktı.Bu kitap benim penceremden bir başkaldırının geç farkına varıldığını ve çok değer verdikleri, gözlerinden sakındıkları 'Son Adayı' bu yüzden kaybettiklerini gözler önüne seren bir başyapıt.
Son AdaZülfü Livaneli · Doğan Kitap · 201362bin okunma
Sarsıcı, sürükleyici,ters köşeleri bol ve tüyleri diken diken yapan bir eser.Bitirdikten sonra birkaç dakika kendime gelemedim Duvarı seyrettim sakince.
Öyle yüreğe dokunan bir eser ki önce bir cinayet çözüyorsun sanıyorsun ama aslında bir kişinin kendiyle kardeşini aynı kişi gibi gösterip bütün hikâyeyi ele alması,o psikolojik satırlar,duygu dolu cümleler... inanılmazdı yani.
Bazen kelimeler her şeyi anlatmaya yetmez ya bu kitap tam da öyle işte.
İlk okuduğum Sarah Jio kitabı.Ben Sarah Jio'yu bu kitapla sevdim ve diğer kitaplarını hemen okuma isteği içimde yeşerdi.Sarah Jio bütün kitaplarında olduğu gibi bu kitabında da geçmiş ile gelecek arasındaki o İnce köprüyü o kadar güzel kurmuş ki okurken sayfaların ve zamanın nasıl akıp gittiğini unutmuştum.Çok beğenmiştim.
"Bataklıklar Ülkesi" olarak anılan bir ülkenin kalkınma hikayesi ancak bu kadar güzel anlatılabilirdi.Kesinlikle her yaştan insanın okuması gereken bir kitap.