Tuğçe Ölmez

Gün ağarması, ışığın yükselişi ve gizemli karanlığın simgeleri olmasa, o, olduğu kişi olmazdı. Yüreklerimizde umudun yükselişi olmasa, hayatlarımızda bize şundan bundan söz edecek sürekli ışık -bu ister bir mum olsun, isterse bir güneş- olmasa, her şeyin teskin edilebileceği, her şeyin doğabileceği bir gece olmasa, biz de kendi vahşi doğalarımızdan yararlanamazdık.
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Vahşi Kadınla zaman geçirmek başlangıçta zordur. Zedelenmiş içgüdüleri onarmak, safdillikten uzaklaşmak, zamanla psişenin ve ruhun en derin yönlerini öğrenmek, öğrendiklerimizi elde tutmak, dönüp gitmemek, ne yanda olduğumuzu açıkça söylemek.. tüm bunlar sınırsız ve gizemli bir dayanıklılık ister. ​Orada yaşadığımız bir maceradan sonra altdünyadan çıkabildiğimizde, dışarıdan bakılınca değişmemiş gibi görünebiliriz, ama içsel olarak engin ve kadınca bir vahşiliği geri almışızdır. Yüzeyde hâlâ dostça görünürüz, ama derimizin altında artık kesinlikle evcil değilizdir.
Astral deneyim insana hoş gelen bir olay olduğu için, bazen onun gerçekliğini tartışma lüzumu görmemektedir. Bana sorarsanız, o tecrübeden en az birinin kontrol edilebilir ve doğrulanabilir nitelikte olması lazım. Nasıl kontrol edilebilir derseniz... Gidilen mekânlardan veya karşılaşılan kişilerden bilgi alınıp sonradan bu bilginin doğru olup olmadığı kontrol edilebilir. Eğer sayıca çok astral deneyiminiz varsa, ama doğrulanabilir tek bir veri elde edemediyseniz, bu deneyimlerin zihin oyunu olması olasıdır. Diğer bir olasılık da, deneyimlerin (bedensiz) varlıkların bir marifeti olarak size yaşatılmasıdır.
Sayfa 24·Kitabı okuyor
Dünyadaki görevini tamamladığın zaman ya üst seviyeye çıkıyorsun ya da vazifeni tam olarak yerine getiremediysen aynı seviyede kalıyorsun. Dünyaya her yeni gelişimizde belleğimizi siliyorlar. Karma tarafından yazılan yeni kaderimizi yaşarken belleğimizi alıyorlar. Biz ailemizi kendi inisiyatifimizle seçiyoruz. Daha doğmadan evvel. Ve asla onlarla aynı seviyede olmuyoruz. Böylece kendi çocuklarımız ile de... Reenkarne olmaya en alt seviyeden başlıyoruz, bu süreç yaratıcı güçle birleşmemize kadar devam ediyor."
Herkes belli zamanlarda daha duygusal ve daha az mantıklı olduğu dönemler yaşar. Böyle bir zamanda normalde yapmayacağı şekilde davranır, duygusal açıdan uçlara kayar, hatalı kararlar alır, çevrenin yanlış yaptığını söylemesi umurunda bile olmaz ve hatta daha da inatla o davranışı sürdürür. Duygularının denetimine girmiş bu kişide aslında duygusal bilinç ön plana çıkmıştır. Veya diğer bir ismiyle "astral beden" aktif hale gelmiştir. Bu beden geri çekildiğinde kişi davranışlarındaki saçmalığın, aşırılığın veya zaaflarının farkına vararak "Bu ben olamam, bunu ben yapmadım." diye düşünür. Çünkü bu defa düşünsel bilinç, yani mental beden daha öne çıkarak bir mantık ve sorgulama sürecine girer. İnsan bazen gün içerisinde bile birkaç defa bu iki ayrı bilinci ve bedeni arasında gider gelir ve bir mantık-duygu çatışması arasında kalır. Mesela mantığı ön plandayken birine karşı sevgi besleyen ve ondan gerçekten hoşlanan biri, astral bedeni ön plana çıktığında aynı kişiden hoşlanmamaya başlayabilir. Doğal olarak sanki bir değil iki kişiymiş gibi hisseder. Ve bu gerçekten de öyledir. Her birimiz bildiğimiz fiziksel bedenin haricinde birkaç kişi ve bedeni taşıyoruz.