Ağaçlar bana fısıldıyordu ve onları seviyordum . Yıldızlar üzerimde parlıyordu ve ben onların ışıltılı selamlarından mutluluk duyuyordum. Uzaktan gelen ezgileri duyuyordum; benim için şarkı söylüyorlardı. Her şey benimdi, artık içinde saklandığım kabuğu kırmıştım.
Bir Sabah aynaya bakarken şakaklarımda kırlar oluştuğunu fark ettim ve gençliğimin geçip gitmek üzere olduğunu anladım. Ama başkalarının "gençlik" dediği şey benden gideli çok olmuştu.
Ağrısı yoktu. Ama yine de içinde bir şey küle dönüyor ve çürüyordu, bir şey ölmeye başlamıştı. Yaşadığı her şey, sevdiği her şey bu yavaş yavaş sönen alevde eriyip gidiyordu