"Tahsillilerin ve bilgelerin temsil ettiği şekliyle, yani akıl
yoluyla elde edilen bilgi, yaşamın anlamını inkar etmektedir.
İnsanlığın büyük bir bölümü ise, bu anlamı akla dayandırıl-
mamış bilgide görmektedirler. Akla dayandırılmamış bu bilgi ise inançtır; yani benim reddetmem gerektiğine inandığım
inanç; bir ya da üçlü bir Tanrı'ya, dünyanın altı günde yara-
tılmış olduğuna, şeytana, meleğe ve benim aklımı kaybetmediğim sürece kabul edemeyeceğim her şeye duyulan inanç.
İçinde bulunduğum durum dehşet vericiydi. Biliyordum
ki, akla dayalı bilgi yolunu izlediğimde yaşamı inkardan
başka bir şey bulamayacaktım. Akla dayalı bilgiden çı-
kan sonuç da şuydu: Hayat bir beladır ve insanlar bunu bi-
lirler. Yaşamamak, insanların kendi elindedir. Fakat onlar yine de yaşadılar ve yaşıyorlar. Ben de hayatın anlamsız bir şey, bir bela olduğunu çok iyi bildiğim halde yaşadım ve yaşıyorum. Yaşamın anlamını kavramak için kendimi akıldan
kurtarmalıyım; yani bu anlam olmadan var olamayan akıl-
dan. İnançtan çıkabilecek en iyi sonuç işte buydu."