Fakat şimdi derin bir düşünce aldı beni, tekrar keder kapladı içimi. Ah, ne olacak benim sonum? Geleceğim ne olacak? Böylesine belirsiz, geleceği tasarlayamadan, ona dair hiçbir şey sezemeden yaşamak ne berbat bir şey… Geçmişi düşündüğümde korku ürpertiyor beni. Öyle acılarım oldu ki, hatırlamak dahi içimi parçalıyor. Beni yıkıma sürükleyen o zalim insanlara yaşamın bitimine dek beddua edeceğim.
Ölüm ya büsbütün hiçlik ya da herkesin kabul ettiği gibi ruhun bu dünyadan göçüşüdür. Ölüm bir kimsenin rüyasız uykusu gibi şuursuzca bir şeyse o zaman mükemmel bir fevkaladedir. Çünkü o zaman, zamanın bütün akışı tek bir gece gibi görünecekti. Ama ölüm, bizi bu dünyadan öbür dünyaya götüren bir yolculuk ise, herkesin dediği gibi bütün ölenler başka bir dünyada yaşıyorsa, Hâkimlerim, bizim için bundan daha büyük ne nimet olabilir?
İnsanların en büyük korkusu olan ölümün, hakikat hâlde büyük bir iyilik olmadığını kim bilebilir? Bilmediğimiz bir şeyi, biliyoruz diye iddia etmek yüz kızartıcı bir şey değil midir?